YazYaz

Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı

Posted in Beşir Ayvazoğlu by YazYaz on 07 Feb 2006

Ahmet Kabaklı Hoca’yı vefatının 5.yılında rahmetle anıyoruz.

Adı yıllarca Tercüman gazetesiyle özdeşleşen ünlü yazar Ahmet Kabaklı, milli kültürü ve manevi değerleri cesurca savunan bir yazardı. Bir kültür milliyetçisi olarak tarihte ve kültürde devamlılık fikrini savunur, hanedanlar ve rejimler değişse de devletimizin tek olduğuna inanırdı.

AHMET Kabaklı, 19244 yılında Harput’un Göllübağ Köyü’nde doğdu. Babası Harput Sarayhatun Camii’nde müezzinlik de yapan Ömer Efendi, annesi Münire Hanım’dır. Çocukluğu Göllübağ’da geçti. Henüz üç yaşındayken babasını kaybetti. Elazığ Nümune Mektebi’ni ve aynı binada açılan ortaokulu bitirdi. Elaziz Lisesi’nden mezun oldu (1944). Parasız yatılı imtihanlarını kazanarak İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’na girdi ve yüksek öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde tamamladı (1948). Diyarbakır Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı (1948-1950). Bu görevi sırasında Süleyman Nazif ve Ziya Gökalp gibi ünlü Diyarbakırlılar için geceler düzenledi. Uzun süren bir hazırlık sonunda düzenlediği Divan Edebiyatı Gecesi’yle yörede tanındı ve yönetimini üstlendiği Karacadağ adlı Halkevi dergisine yeni bir kimlik kazandırdı. Askerliğini Manisa’da tamamladıktan sonra Aydın Ticaret Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı (1951). Hayatını burada tanıştığı matematik öğretmeni Meşkure Kabaklı’yla birleştirdi. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gönderildiği Paris’te bir yıllık stajını tamamladıktan sonra Çapa Eğitim Enstitüsü’ne tayin edildi ve 1969 yılına kadar bu görevde kaldı. Bu arada Aydın’da görev yaparken başladığı Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu (1955-1960). Yüksek Öğretmen Okulu’nda 1969 yılından emekli olduğu 1974 yılına kadar öğretim görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuavrı’nda edebiyat dersleri verdi.

İlk yazıları
Yazı hayatına şiirle başlayan Ahmet Kabaklı’nın İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’ndaki öğrenciliği sırasında, Abdülbaki Gölpınarlı’yı Yunus Emre hakkındaki bazı görüşleri dolayısıyla eleştirdiği ilk yazısı Son Saat gazetesinde yayımlandı (1946). Aynı yıllarda Nurettin Topçu’nun çıkardığı Hareket dergisinde ‘Ayın Hercümerci’ başlığı altında eleştiri yazıları yazdı. Bizim Türkiye dergisinde de siyas” hiciv ve tahlilleri çıktı. Daha sonra Hisar ve İstanbul gibi dergilerde şiir, deneme ve eleştiriler yayımlayan Kabaklı, devrin etkili edebiyat eleştirmenlerinden Nurullah Ataç’ın dikkatini çekmiş olmakla beraber şiirde ısrarlı olmadı.

Bir yarışma ve sonrası
Tercüman gazetesinin 1955 yılında açtığı fıkra yarışmasında Emil Galip Sandalcı ve Hakkı Gülmen’le birlikte kazandığı birincilik, Ahmet Kabaklı’nın hayatının yönünü belirledi. Üç birinci önce münavebeli olarak yazdılar. 1957 yılı sonunda ‘Gün Işığında’ başlığıyla günlük yazılar yazmasına karar verilen Kabaklı, Paris’teki stajı sırasında da aynı gazeteye haftada bir ‘Paris Mektubu’ gönderdi. 1961′e kadar aralıklarla yazdığı Tercüman’da, 1961′den sonra ‘Gün Işığı’ başlığı altında sürekli yazmaya başladı. 3 Ekim 1986 tarihinde tasvip etmediği bazı gelişmeler yüzünden Tercüman’dan ayrılarak kısa ömürlü bir gazete olan Yeni Haber’de yazmaya başladıysa da Şubat 1988′de döndüğü eski gazetesinde 2 Mart 1991 tarihine kadar yazmaya devam etti. Kapanmasından kısa bir süre önce Tercüman’dan ayrılarak Türkiye gazetesine geçen Kabaklı’nın bu gazetedeki 19 Kasım 2000 tarihli son yazısı ‘Damda Deve Aranır mı?’ başlığını taşıyordu.

Dergi ve vakıf
Ahmet Kabaklı edebiyat faaliyetlerini daha çok 1972 yılında kurucuları arasında yer aldığı ve başkanlığını yaptığı Edebiyat Cemiyeti bünyesinde yürüttü. Bu cemiyetin yayın organı olarak Ocak 1972′de Türk Edebiyatı dergisini çıkarmaya başladı. 1978 yılında da Türk Edebiyatı Vakfı’nın kurulmasına öncülük etti ve ömrünün sonuna kadar bu vakfın başkanlığını yaptı. 1976 yılında Bürokrasi ve Biz adlı eseriyle fikir dalında, 1984 yılında da basın dalında Türkiye Milli Kültür Vakfı Armağanı’na layık görüldü. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1983 yılında edeb” röportaj dalında, 1989 yılında da Temellerin Duruşması adlı eseriyle fikir dalında ödüllendirildi. Son olarak Kombassan Vakfı Mevlana Büyük Ödülü’ne (2000) değer görülen Kabaklı, 8 Şubat 2001′de İstanbul’da vefat etti ve Eyüpsultan’da toprağa verildi.

Anadolu’nun sesi
Gazete yazılarında polemikçi üslubuyla öne çıkan Ahmet Kabaklı, mill” kültürü ve manev” değerleri cesurca savunarak muhafazakar Anadolu insanının sesi olmuş ve bir dönemde adı Tercüman gazetesiyle özdeşleşmişti. Aynı tavrını edeb” yazılarında da sürdüren Kabaklı’nın milliyetçi bakış açısıyla yazdığı Türk Edebiyatı adlı eseri, hem edebiyat tarihi, hem de özenle seçilmiş metinlerden oluşan kapsamlı bir edebiyat antolojisi niteliği taşımaktadır.

Bir kültür milliyetçisi olarak tarihte ve kültürde devamlılık fikrini savunan Ahmet Kabaklı, rejimler ve hanedanlar değişse de devletimizin tek olduğu, Osmanlı Devleti’nin ‘devlet-i ebed-müddet’ idealinin kendisinden önceki Türk devletlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’ni de içine aldığı düşüncesindedir. Ona göre, İslamiyet ve Türklük tarihte benzerine az rastlanır bir terkip vücuda getirmiştir; bu terkibin taşıdığı zenginliklerden bugün de istifade edilmesi gerekir. Elbette kültür değişmeleri kaçınılmazdır; nitekim atalarımız Asya içlerinden Avrupa içlerine kadar çeşitli kültürlerle temas ederek değişe değişe bugüne kadar gelmiş, ancak kendi kültürlerini koruyarak sonuna kadar Türk kalmayı başarmışlardır. Dünyaya aşağılık duygusuyla değil, hakim bir ruh ve fetih zihniyetiyle bakan eski Türkler, sadece lüzumlu ve faydalı gördüklerini alarak kendi damgalarını vurdukları için Türk kültürü yakın zamanlara kadar orijinalliğini korumuştur. Tanzimat’tan sonra bu ruhun ve fetih zihniyetinin kaybedilerek Avrupa kültürlerine aşağılık duygusuyla yaklaşılması, tarihtekinin tam aksine ‘fethedilme ve yutulma felaketini getirmiş’, yabancılaşmaya, kültür alanında sömürgeleşmeye ve dramatik bir kültür ikiliğine yol açmıştır.
Bütün eserlerinde kararlı bir biçimde bu görüşleri savunan ve Türklüğün eski gücüne kavuşup kendine yeniden güvenmeye başlaması için Türk-İslam terkibinin ihya edilmesi gerektiğini düşünen Ahmet Kabaklı, bu terkibin en önemli temsilcileri olarak gördüğü Mevlana, Yunus Emre, Fuzuli, Nedim, Şeyh Galib, Erzurumlu İbrahim Hakkı, Mehmed åkif, Yahya Kemal ve Necip Fazıl gibi isimlere sık sık atıflarda bulunmuştu.
Büyük yazarı rahmetle anıyoruz.

ESERLERİ
TÜRK Edebiyatı (C. I, 1965; C. II-III, 1966. Çok sayıda baskısı yapılan eserin 1991 tarihli dokuzuncu baskısı beş cilt olarak yayımlandı. IV. cilt şiire, V. cilt hikaye ve romana ayrıldı. Eserin 13. baskısı geçen yılın sonlarında yapıldı.).
Müslüman Türkiye (1970)
Mabet ve Millet (1970)
Kültür Emperyalizmi (1970)
Bürokrasi ve Biz (1976)
Bizim Alkabiyades (Siyas” hicivler, 1977)
Temellerin Duruşması (1989)
Şiir İncelemeleri (1992
Mehmet åkif (1971)
Yunus Emre (1971)
Mevlana (1972)
Sultanü’ş-Şuara Necip Fazıl (1995)
Ecurufya (Mizah” roman, 1980)
Ejderha Taşı (Yazarın çocukluk hatıralarına dayalı hikayeler, 1978)
Şair-i Cihan Nedim (Senaryo, 1996)
Sohbetler I (Mevlana, Yunus Emre, Fuzul”, Erzurumlu İbrahim Hakkı ile 1987)
Sohbetler II (Mehmed åkif, Yahya Kemal, Necip Fazıl ile 1987)
Pikwik’in Maceraları (Charles Dickens’dan, 1962)
Şehir Mektupları (Ahmet Rasim’den, 1971)
Muhayyelat-ı Aziz Efendi (Sadeleştirilmiş metin, 1973)

Gazetecilik şairliğini törpüledi

NURULLAH Ataç’ın Okuruma Mektuplar’ını okuyanlar, bu kitaptaki yazılardan birinde Ahmet Kabaklı’dan ve ‘Kadın Sesi’ adlı şiirinden söz edildiğini görürler. Güzelliğini, yakaladığı sesten, yapmacıksız oluşundan ve beşer” bir duyguyu samimiyetle -ve ustaca- dile getirmesinden alan bu şiir Ataç’a muhtemelen ikisini de tanıyan biri tarafından verilmiştir. Şiiri çok beğenen Ataç, tanımadığı genç şaire bir mektup yazar. O tarihte Aydın Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak görev yapan Kabaklı’nın cevab” mektubunda devrin en tanınmış eleştirmeni hakkında ne düşündüğünü açıkça yazdığını yine Ataç’ın yazısından anlıyoruz:
‘Güzel bir şiir benim bugün size okuyacağım şiir, belli ki vergili bir şairin elinden çıkmış. Eskilerden değil, yenilerden birinin, bir gencin, daha ilk şiirini yazan bir gencin. Ahmet Kabaklı’nın, belki duymamışsınızdır adını. Ben de duymamıştım. Kendini de görmedim, tanımıyorum, bu şiiri okuduktan sonra bir mektup yazdım, cevap verdi. Bütün dostluğumuz, ahbaplığımız işte bu kadar. Karşılaşsak belki de sevmeyiz birbirimizi. Kendi de söylüyor: Okurmuş benim yazılarımı ama düşüncelerim arasında, kullandığım kelimeler arasında hoşlanmadıkları varmış. Kızıyordur onlara. Kızsın. Onun hatırı için düşüncelerimden, kullandığım kelimelerden, kimini özene özene seçtiğim, kimini de benim uydurduğum tilciklerimden geçecek değilim a! Ahmet Kabaklı ile geçinmeğe niyetim yok. Ama inanın bana, iyi şair.’
Ataç bazı şiirlerin insanı birdenbire çektiğini, ama birkaç okuyuştan sonra bıktırdığını, bazılarının da tadına yavaş yavaş varıldığını söylüyor. Ama bazı şiirler de vardır ki, hem insanı birdenbire çeker kendine, hem de dayanıklıdır, bıktırmaz; her okunuşta bir başka güzelliğini ele verir. Ahmet Kabaklı’nın şiiri gibi. Ataç’a göre, Kadın Sesi çırpıştırılmış değil, üzerinden uzun uzun düşünülmüş, işlenmiş usta işi bir şiirdir:
‘Bir duyuyu, bir kadın sesi işitip de birdenbire teni tutuşan adamın duyusunu yakalamış, onun üzerinde düşünmüş, incelemiş onu, işlemiş, o adamın halini bize sezdirecek, en iyi sezdirecek sözleri aramış, birdenbire geldiği gibi birdenbire geçecek bir duyguyu bengileştirmiş. Ahmet Kabaklı’nın anlattığı hal, yazılarda söylenilmesi ayıp sayılan hallerden, ama, dikkat ediniz, soymuş onu ayıplığından. Duyular alanından alıp düşünceler alanına götürmüş. Soğutmuş mu demek istiyorum? Hayır, sıcaklığını yitirmemiş onun, bütün sıcaklığını kavrıyoruz, yine de bir düşünce yüksekliğini seziyoruz’.
Ataç, daha sonra Kabaklı’nın şiirinin kendisine Paul Valéry’nin La fausse morte adlı şiiriyle Nedim’in bir beytini hatırlattığını, fakat onlara nazaran daha açık, söyleyeceğini doğrudan söyleyen bir şiir olduğunu belirterek önemli bir meseleye işaret ediyor. Diyor ki: ‘Şiirde devrim diyorlar, hürriyet diyorlar. Ahmet Kabaklı’nın şiiri bir şeyi yıkmadan, büyük laflar kullanmadan o hürriyete eriveriyor’.
Ataç’ın 29 Ocak 1952 tarihinde yazdığı bu yazı bir hayli uzun. Bu yazıyı ve Kadın Sesi şiirini merak edenler, Okuruma Mektuplar’ı bulup okurlar. Ama şu cümleyi mutlaka aktarmalıyım: ‘Büyük bir şair mi bu Ahmet Kabaklı? Ben ne bileyim? Söyledim size, tanımıyorum onu, şimdiye kadar iki şiirini okudum, ikincisi beni çekmedi. Bir gülle bahar olmaz…’
Ataç’ın Kabaklı’dan okuduğu diğer şiir hangisiydi, bilmiyorum. Bendeki şiirleri 1954-1956 yılları arasında yazılmış. Mesela Mart 1954 tarihini taşıyan şiir Fatih Söyler adını taşıyor. Bu ve buna benzer milliyetçi duygularla yazılmış şiirlerin Ataç’ı çekmemesi tabiidir. Ama Yunus’un Gülleri’ni okusaydı muhtemelen beğenirdi. Ocak 1955 tarihli bu şiir de Kadın Sesi gibi, sesini gelenekten almakla beraber şaşırtıcı derecede yeni bir şiirdir:
Ahmet Kabaklı şiirde ısrar edemedi; çünkü gazetecilik şairane hassasiyetleri törpüleyen bir meslek, şiirse asla ortak kabul etmeyen kıskanç sanattır.
YUNUS’UN GÜLLERİ
Bütün düşüncem başk-olup
Hayalde canan yelende
Can sohbeti kurulanda
Yedi felekler aşk-olup
Münafıklar yorulanda
Hal dilinden gül dalından
Taks”rimiz sorulanda
Yedi zemin yarılanda
Sarmaşık kavak dalına
Canan diye sarılanda
Yetmiş bin bahar reng-olup
Bir çiçeğe karılanda
Bir gönüle on bin yara
Acıtmadan vurulanda
Şol kainat secd-eyleyip
Can Çalab’a verilende
Bu mesel içre halimiz
Bir yüceden görülende
Denir erenler katında
Açar gülleri Yunus’un.

Cemil Meriç ve Ahmet Kabaklı
CEMİL Meriç, Elaziz Lisesi’nde Ahmet Kabaklı’nın hocası olmuştur. Çok okuyan, çok konuşan ve öğrencilerine en yakın arkadaşlarıymış gibi samimi davranan bu müthiş öğretmene, etrafta ’solcu’ olduğuna dair rivayetler dolaşmasına rağmen hayranlık duyan Kabaklı, onu üniversite yıllarında da zaman zaman ziyaret etmişti. 1967 yılında, ‘Hind ve Batı’ başlıklı yazılarının Hisar dergisinde yayımlattığı Cemil Meriç’in yeni bir okuyucu kesimiyle tanışmasını sağlayan da Kabaklı Hoca’dır. Fotoğraf, Cemil Meriç’in Türk Edebiyatı Vakfı’ndaki bir sohbeti sırasında çekilmiştir.

‘Edebiyatımızın Ev Hali’
TÜRK Edebiyatı dergisi, Şubat 2006 tarihli 388. sayısının tamamını ‘ev’ konusuna ayırdı: ‘Edebiyatımızın Ev Hali’. Bu ilgi çekici özel sayı, Bahtiyar Aslan’ın Prof. Dr. Aykut Kazancıgil’le yaptığı röportajla başlıyor. Babası Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil gibi hem ünlü bir jinekolog, hem de seçkin bir kültür adamı olan Aykut Bey, bir zamanlar İstanbul’un belli başlı kültür mahfillerinden biri olan Kazancı Yokuşu’ndaki konaklarının yanı sıra, İbnülemin Mahmud Kemal Bey, Mükrimin Halil Yınanç ve Fuat Köprülü’nün evlerini de anlatıyor.
Belkıs İbrahimhakkıoğlu da ‘Hoca’nın Ev İçi Fotoğrafları’ başlıklı yazısında, merhum Ahmet Kabaklı’nın ‘ev hali’ni anlatıyor. Selim İleri uzun bir hikayesinin kendi içinde bütünlük taşıyan ‘Evdeki Piyano’ başlıklı bölümüyle, Cahit Koytak da iki ev şiriyle yeni sayıda yer alıyorlar. M. Orhan Okay, Ahmed Midhat Efendi’nin, İnci Enginün, Abdülhak Hamid’in, Fatih Andı Tevfik Fikret’in evlerinden ve ev hallerinden söz ediyor. M. Selim Gökçe ve Nazan Bekiroğlu’nun fotoğraflardan hareketle yazdıkları da, yeni sayının ilgi çekici metinleri arasında. İsa Kocakaplan Necip Fazıl’a, Turan Karataş Ziya Osman Saba ve Behçet Necatigil’e ‘ev’ penceresinden bakıyorlar. Ömür Ceylan da divan şairlerinin ‘ev’ tasavvurlarını kurcalıyor.
Bachelard, Heidegger gibi önemli düşünürlerden hareketle ‘ev’in anlamını irdeleyen Mustafa Armağan’ın yanı sıra, İhsan Sezal, Emre Ayvaz ve Kaya Genç’in yazıları da çok önemli. Hayati Develi, Yağmur Atsız ve Hanifi Vural’ın yazılarından da ‘ev’ kelimesinin Türkçe’deki şaşırtıcı macerasını öğreniyoruz.
Kapağı, iç düzeni fotoğraflarıyla göz dolduran Türk Edebiyatı’nın elektronik posta adresleri şöyle: tedev@ttnet.net.tr, tedev30@gmail.com

İki elim kayıp
Abdülkerim Abdülkadiroğlu vefat etti. Divan edebiyatının tanınmış uzmanlarından olan Prof. Dr. Abdülkerim Abdülkadiroğlu 2 Şubat 2006 Penrşembe günü Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonucu öldü.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sanatçılarından Oktay Sözbir de geçen cumartesi günü uzun süredir tedavi gördüğü hastanede vefat etti ve dün Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Anma yarın 11.00′de

“ŞEYHÜLMUHARRİRİN” Ahmet Kabaklı, vefatının 5.yılı dolayısıyla yarın saat 11:00′de, Eyüpsultan’daki kabri başında anılacak. Kurucusu olduğu Türk Edebiyatı Vakfı’nın Sultanahmet’teki merkezinde de Prof. Dr. Sadık Kemal Tural, Altan Deliorman ve Yavuz Bülent Bakiler’in konuşmacı olarak katılacakları bir anma toplantısı düzenlendi. Aynı gün saat 17:00′de başlayacak toplantı, gazeteci-yazar ve Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Servet Kabaklı tarafından yönetilecek.

Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı [Tercüman]

Şununla etiketlendi:,