YazYaz

Türkiye’de Halk Hep Demokrasiye Oy Verdi

Posted in Kemal Karpat by YazYaz on 18 Nov 2007

Türkiye’de Cumhuriyet döneminde kurulan siyasi partilerin sayısı, Dr. Mete K. Kaynar ve arkadaşlarının 2007’de yayınladıkları bir kitapta belirttiklerine göre 256 civarındadır. Bu sayı kesin değildir çünkü kullanılan parti isimleri çeşitli kamu kurumlarının düzensiz kayıtlarına dayanmaktadır. Kayıtların önemli bir kısmı güvenlik, bu arada MİT defterlerinde bulunmaktadır. Ben de, Türk Demokrasi Tarihi olarak yayınlanan çalışmamı hazırlarken eninde sonunda Emniyet Genel Müdürlüğü’ne başvurarak, sıkı bir sorgulamadan sonra, partiler hakkında bazı bilgiler elde ettiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Siyasi partilerin demokrasinin temel ifadelerini oluşturduğu ve serbest kurulup, serbest hareket etmeleri gerektiği aşikârdır. Emniyet kurumlarının Türkiye’nin özel iç ve dış koşulları göz önünde tutulursa siyasi parti konusunda hassasiyetlerini anlamak olağandır. Ama bu partilerin % 30,4’ünün kendi kararıyla veya başka partiyle birleşmeden değil de devlet makamlarının emriyle kapatıldığı düşünülürse mesele değişik bir renk almaktadır. Şimdiye kadar devlet veya devleti etkileyen güçler, Türkiye’de demokrasiyi ya kendilerine yöneltilmiş bir tehlike olarak görmekte veya demokrasinin belirli çizgiler doğrultusunda ve evvelden tayin edilmiş çerçeveler içinde gelişmesini istemektedirler.

Devlet-demokrasi karşılaşmasını şimdilik bir yana bırakarak Türkiye”de gelişen demokrasinin bazı özelliklerini aynı kitaba dayanarak vermek istiyorum. Çünkü bu rakamlar bizim çeşitli yazılarda öne sürdüğümüz düşünceleri desteklemektedir.

Türkiye’de demokrasi hakkında görüşler iki farklı temele dayanmakta ve iki farklı felsefe ve davranışı ifade etmektedir. Halkın demokrasi anlayışı adalet, özgürlük, eşitlik, inanca saygı, hizmet veren bürokrasi, pratik eğitim, kişiye saygı, yaşama standardını yükseltme, siyasi istikrar gibi maddi ve manevi isteklerini oluşturmaktadır. Bunları serbestçe istemek halkı ve istediklerini oy karşılığı fakat partizanlık gözetmeden elde etmek demokrasinin ta kendisidir.

Türkiye halkının Osmanlı döneminde yerleşmiş bir demokrasi geleneğine sahip olmamasına rağmen demokrasiyi bu kadar az zamanda bu kadar benimsemesi cumhuriyet döneminde ona anayasalarla, kanunlarla verilmiş ve çok kez yazıda kalan haklara olan inancından doğmaktadır. Halkın demokrasi anlayışı pratik, güncel ve kişiseldir. Ne istediğini bildiği kadar onun isteklerine engel olanları da hem de demokrasiyi ağzından düşürmeyen eski efendilerini iyi tanımaktadır.

Türkiye’de halk, isteklerini yerine getiren, gerçek demokrasiye inanan veya hiç olmazsa gerçek demokrasinin yollarını açan partilere oy vermektedir. Halk adına, sosyal adalet adına, halkı esir yapan halkçılara halk oy vermez ki. Bunun Türkiye’deki örnekleri boldur.

İkinci görüş elitlerindir

Türkiye’de siyasi, ekonomik ve ideolojik güç ve bu gücün ana kaynakları olan devlet, üniversiteler, basın ve yargı organları, sosyal aile kökenleri ve partileri ne olursa olsun eğitim görmüş belirli elitler elinde toplanmıştır. Ordu yapısı açısından halkçıdır fakat felsefesi devletçi elitisttir.

Elit yani hâkim gruba dâhil olanlar, aile veya sosyal kökenleri ne kadar mütevazı olursa olsun elit gurubuna dâhil olunca onun felsefesini ve davranışlarını kabullenerek “halkçı” olduklarını iddia etmelerine rağmen eski hâkim elitlerden pek farklı değillerdir. Bunu ispat etmek çok kolaydır. Cumhuriyet devrinde kurulan partilerin % 73,6’sı Ankara’da, % 19,8’i İstanbul’da yani partilerin % 93,4’ü iki büyük şehirde kurulmuştur. Bir bakıma her yerde olduğu gibi Türkiye’de parti hayatının büyük şehirlerde nüveleşmesi olağandır. Ama ezici çoğunluğun Ankara’da olması özel mana taşır ki bunun üzerinde ayrıca durulabilir.

Partilerin hemen hemen tümünün ana felsefesi elitisttir ve ana amaçları siyasi iktidara sahip olup eski elitlerin yerini alıp durumu eskisi gibi devam ettirmektir. Buna rağmen 48 parti halkın eğilimlerine uymak veya uyduklarını göstermek için “Demokrat”, “Demokrasi” isimlerini almışlardır. “Türkiye”, “Türk” ismini alanların sayısı 42, “Milli”, “Milliyetçi” 23, “Sosyalist” 20, “Cumhuriyet”, “Cumhuriyetçi” 18, “Özgür”, “Özgürlük”, “Hür” adını taşıyanların sayısı 15 ve “Halkçı” 14 parti vardır. Gerçi partilerin isimlerinden doğru ve kesin sonuç çıkarmak mümkün değildir fakat yine de bu isimlerin % 77 (Demokrat, Halkçı, Özgür) isimleri almakla açıkça demokrasi taraftarı olduklarına işaret etmektedirler. (Ancak 9 parti “Köylü” ismini taşır ve bunlardan hiçbiri Balkanlarda İkinci Dünya Savaşı’ndan önce kurulan gerçek köylü partilerine benzer tarafları yoktur.) Bu partilerin ezici çoğunluğu fazla üye çekememiş, faaliyet gösterememiş, kapanmış veya sessiz kalmıştır. Bu partiler içinde MHP ayrı bir kategoriye girmektedir ve bunun nedenleri doğrudan doğruya kimlik sorununun herkesin kabul edeceği bir şekilde tanıtılmamasındandır.

Türkiye’de bu kadar parti bolluğuna rağmen esasında temelde iki akım ve iki parti vardır. Bunlardan biri CHP ve DP ve onların doğurdukları ve isim değiştirerek bugüne kadar gelen partilerdir ki, sayıları 10-15 kadardır. Ancak çok kısa olarak bir iki noktaya değinerek yazıyı sonuçlandırmak istiyorum. CHP, sosyal demokrat, halkçı, eşit olarak yeni bir ruh almayı bir türlü başaramamıştır. Halen de devletçi, elitist ve halkı küçük görmekte direnmektedir. Bu çağ dışı direniş devam ettiği sürece, cumhuriyetin ilk yıllar heyecanını ve ideallerini kemikleşmiş şekilde muhafaza eden ve ömürleri azalan sadık kuşağın desteğini kaybedeceği gibi genç kuşakları da kendine çekemeyecektir.

Demokrasi tarihimizde çok önemli yeri olan DP ve onun devamı olan AP, YTP ve hatta ANAP artık rollerini oynamış tarihe gömülmeye mahkûmdurlar. Hem de iyi lidere sahip olmalarına rağmen. Bu partilerin yerini alan ve halkın demokrasi anlayışına ve ruhuna yakın ve ihtiyaçlarına uygun bir politika gütmeyi başaran partiler Türk siyasi hayatında yeni bir demokratik çığır açabilirler. Ak Parti bu tarife hâlihazırda en yakın partidir. Ak Parti idareci kadrolarının, demokrasinin köklü bir şekilde yerleşmesi için entelektüel bakımdan olsun, bilgi ve siyasi anlayış bakımından olsun ufuklarını genişletmeleri gerek. Partinin ayakta kalabilmesi ve gelişmesi için halkın kültürel kökenlerine ve özüne sadık kalarak yeni tipte demokrat, modern, halkçı ve cumhuriyetçi bir elit yaratmaları gerektir. Bunu yapamadığı takdirde yok olmaya mahkûmdur. Bu yazıyı okuyanlar benim aşırı demokrasi, halkçı ve gelenekçi olduğumu düşünebilirler. Ben, başarı sağlayacak bir partinin; Türk toplumunun özüne, tarihine ve kimliğine bağlı kalarak, zamanın ihtiyaçlarına uyarak modern eğitim, teknolojiye ve gerçek demokrasiye sadık kalarak ilerleyebileceğine inanıyorum. Aynı zamanda halk kendi içinde beliren düşünceleri, özleyiş ve değişiklikleri kendi kendine gerçekleştiremez. Bunları fikir ve siyaset haline getirecek ve çağına uygun biçimde anlatacak elitlere ihtiyaç vardır. Fakat bu elit dine, ilime ve herhangi bir ideolojiye dayanan fantezi teorileri uygulamak için zoraki güç kullanmaya ve halkı tecrübe tahtası yapmaya kalkarsa sonuç diktatörlük, hatta faşizm olur. Türkiye’nin kanımca bu tip gerçek demokrat ruhlu çağının ruhunu kavramış, yurdun gerçeklerini doğru anlamış, yeni bir elite ihtiyacı vardır ve bunu yaratacak güce sahip yeni bir kuşağı da yetiştirmiştir. Yeter ki bu kuşak ortaya çıkmak cesaretini göstersin.

Başka bir yazıda Türkiye’nin yeni gerçeklerini anlayıp anlatabilecek elitleri ele alacağız.

Türkiye’de halk hep demokrasiye oy verdi [Taraf]

Şununla etiketlendi:, , ,