Dünyanın Başı Dertte
Sırtında taşıdığı yolcularından hiç memnun değil, Dünya. Uçsuz bucaksız uzay denizinde yol alıyor. Yolcuları, yol adabına uymadan birbirleriyle sürekli savaşarak ortalığı allak bullak ediyor. Bu, geminin dengesini bozduğu gibi yol huzurunu da kaçırıyor.
Dünya uzay deryasında tek gemi değil. Güneş sistemi ve onun bağlı olduğu galaksi, büyük bir donanma. Şairin, “Binmişim bir gemiye / Ve böyle biteviye / Gidiyorum / Bir diyar olsa gerek” dediği gemi, dünyamız mı, bilinmez ama, bizde çağrıştırdığı şey, “hayat”la birlikte içinde yaşadığımız, uzayın sonsuz okyanusunda, uçsuz bucaksız fezasında yol alan “yerküre” olabilir.
Bu uzay gemisi, çok katlı, çok kıtalı, sayısız yolcularla dolup boşalan, biz yolculara göre büyük, uzaya göre ise minnacık bir gemi.
Bilim kurgu filmlerinde, hatta bilgisayar oyunlarında, senaryo konusu olan uzay gemilerinde çok renkli, çok hareketli hayat tabloları çizilir. Büyük kuruluşlar, korkunç yıkılışlar ortaya konulur. Bütün bunların ilham kaynağı da yine dünyamız değil midir?
Dünyamız giderek yaşlanan, yıpranan, eskiyen, yolcularını gerektiği gibi taşıyamayacak hale gelen bir gemi durumunda. Yolcularının onu tekrar inşa edecekleri, tamir edecekleri, hatta bakıma alacakları bir tersaneleri de yok. Geminin asıl sahibi ona kaptanlar, kılavuz süvariler, yol haritaları, pusulalar, kısaca onda ideal seyahat edilecek, orada gerçek yolcu olunacak bütün donanımları gemi sakinlerine cömertçe sunuyor. Yolcuları kaptansız, rehbersiz bırakmıyor.
Hayat sarhoşluğu ile, zevk ü safa içinde kendinden geçen, kendini kaybeden, hatta nerede olduklarını, nereye gittiklerini, gemide niçin bulunduklarını, dahası, geminin gemi olduğunu dahi unutan yolcuları, gemi sahibi, zaman zaman tabii ve tarihi olaylarla sarsmakta, uyarmaktadır.
Dünün beş katlı, her katı birbirinden uzak, birbirinden habersiz gemisi, bugünlere gelinceye kadar aradaki boşlukları kapatan, daha çok yaklaşan, neredeyse beş odalı büyük bir konak haline geldi. Yolcuları da aynı konakta yaşayan bir aile konumundadır, bugün.
Birbirleriyle küskün, akla hayale gelmedik meselelerle kavgalı bu aile, birlikte mutluluk içinde yaşama arayışı ile kıvranıp duruyor. Bu arayış, Habil-Kabil kutbuna bölünmüş aileyi, yeniden asıl sağlığına kavuşturur mu, daha önce aileden kopanları tekrar birleştirir mi bilinmez.
Kendi odalarında oturan aile fertlerinin bir kısmı gerçekten uyum içinde, gürültüsüz patırtısız, güzel bir hayat yaşıyorlar. Yan odalardaki kavgalardan da rahatsızlık duyuyorlar. O rahatsızlıkların kendilerine de bulaşmasından endişe ediyorlar. Bunun için, zaman zaman diğer odaları ziyaret edip görüşmeler yapıyor, birlik çağrılarında bulunuyorlar. Yer yer başarılı da oluyor, aile fertleri arasında birlikler de oluşturuyorlar.
Kavga tam bitmiyor. Dövüşler devam ediyor. Konak sarsılıyor. Gemi sallanıyor. Habiller, geminin en uysal kesimi görünüyor. Yolculuk şartlarına uyumda başarılılar. Kaptanın, kılavuzların emrine boyun eğiyorlar. Kabiller ise, korsanlık heveslerinden vazgeçmiyorlar. Heva ve hevesleriyle macera peşinde koşmaya, gemiyi bir korsan gemisine çevirmeye, kendileri gibi duyup düşünmeyen, inanıp yaşamayanları da forsa gibi kullanmaya çalışıyorlar.
Tek çare görünüyor. Habillerin, hesaplarını çok iyi yapıp, güçlü birlikler kurup, Kabillerden ikna edebildikleri kadarını ikna ederek, gerçek ve sarsılmaz bir güce ulaşıp muktedir bir yapı oluşturduktan sonra, kabilleri kontrol altına almaktır.
Zaten gemi, kıyamet limanına doğru yaklaşıyor. Orada bütün yolcularını, toprak katında ebedi uykularında olanlarla birlikte, bütün yolcularını mahşer meydanına indirecektir. Sonra da, yol ve yolculuk hesapları görülüp, kimileri Cennet, kimileri Cehennem, kimileri de A’raf yurtlarına konuk edileceklerdir.
Bütün bunları düşününce korkuya kapılıyor, insan. O korku ve ürpertiler içinde diline Dranas’ın o şiirini dolayıp:
“Vakit dar olsa gerek
Hep içim ürpererek
Diyorum:
Vakit dar olsa gerek
Belirsiz bir âlemde
Ekseri penceremde
Bekliyorum
Bir bahar olsa gerek
Binmişim bir gemiye
Ve böyle biteviye
Gidiyorum
Bir diyar olsa gerek“
Diye dönüp duruyor. Varılan diyarda gönüller, bahtiyar olsa tek. Allah yâr olsa tek. Allah yâr olsa tek, diyerek inliyor.
Dünyanın başı dertte [Yeni Şafak]