YazYaz

Davos Kültürünün Krizi

Posted in Nazif Gürdoğan by YazYaz on 01 Feb 2009

Amerika’nın öncülüğünde Soğuk Savaş sonrasında oluşan dünyanın, kültürel temelleriyle birlikte ekonomik temelleri de sarsılıyor. Yirminci yüzyılda, dünya deyince, herkesin aklına Batı dünyası geliyordu. Yirmibirinci yüzyılda, dünyanın yalnızca Batı dünyasından ibaret olmadığı anlaşıldı. İslam dünyası yanında Çin ve Hindistan, dünyanın yeni güç odakları olarak, her alanda kendilerini göstermeye başladılar.

Yetmişli yılların başından beri, her yıl İsviçre’nin dağ kasabası Davos’ta yapılan toplantılarda, son yıllarda yapılan tartışmalar, dünyanın ekonomik ve kültürel ekseninin artık Batı’dan Doğu’ya kaydığını gösteriyor. Savaştan daha çok savaşa odaklanan Batı dünyası, uluslararası sorunları çözmekte çok yetersiz kalıyor. Çünkü Davos kültürü, krizlerin kaynaklarını Tel Aviv’de değil, Gazze’de arıyor. Oysa krizler, yoksullardan önce zenginlerden kaynaklanmaktadır.

Kaynakları sınırlı bir dünyada, sınırsız güç peşinde koşan Davos kültürünün, dünyanın ekonomik ve kültürel sorunlarının üstesinden gelmesi mümkün değildir. Ekonomik ve siyasal krizlerin birbirini izlediği bir dünyada, tek boyutlu Davos kültürüne alternatif, çok boyutlu Saraybosna kültürü geliştirilmelidir. Tüketim odaklı Davos kültürünün yerine paylaşım odaklı Saraybosna kültürü geçmelidir. Davos kültürü bütün kurum ve kuruluşlarıyla, iflasın eşiğine gelmiştir.

Batı ülkelerinin, Asya ve Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde, zorunlu ihtiyaçların karşılanabilmesi için, tüketim kalıplarında köklü değişiklikler yapmaları gerekmektedir. Onlar tüketim merdiveninden birkaç basamak aşağıya inmezlerse, diğerleri aynı merdivenden birkaç basamak yukarıya çıkamazlar. Tüketim toplumlarının açgözlülüğünün yol açtığı gelir dengesizlikleri de, kendileriyle birlikte bütün dünyanın sonunu hazırlar.

Savaşsız, herkesin zorunlu ihtiyaçları, temel hak ve özgürlüklerinin sağlandığı bir dünya için, ülkelerden oluşan trenin hem lokomotifinin, hem de vagonlarının sağlam ve sağlıklı olmaları gerekir. Trenin raydan çıkmaması için, gerekli olan yol haritası, Davos’un seküler kültüründe değil, Saraybosna’nın kutsal kültüründe aranmalıdır. Davos Atina ise, Saraybosna Kudüs’tür.

Her ülkenin yer aldığı dünya treninde, vagonlar lokomotifin, lokomotif vagonların güvencesidir. Lokomotif olmadan vagonlar, vagonlar olmadan lokomotif hedefine ulaşamaz. Ancak yönü belirleyen lokomotiftir. Lokomotif de, tek bir vagonun denetimine verilmemelidir.

Dünya treninin kazaya uğramaması için, makinist dairesinde, bütün vagonların temsilcileri bulunmalıdır. Dünya barışı da, Güvenlik Konseyi’nin dört değişmez üyesine bırakılmamalıdır.

Uluslararası kurum ve kuruluşların da, temelleri sarsılmıştır.

Dünya Davos’un dünyası değil, herşey kökten değişmelidir.

Davos kültürünün krizi [Yeni Şafak]

Şununla etiketlendi:, ,

Geçmiş ile Geleceği Bugüne Taşımak

Posted in Nazif Gürdoğan by YazYaz on 28 Jan 2009

Seksenli yılların başında öğretim görevimi Ankara Üniversitesi’nden Cidde Kral Abdülaziz Üniversitesi’ne aktardım. Cahit Zarifoğlu, “Bir daha göremeyebilirsin, İstanbul’da Necip Fazıl’a uğramadan gitme” diye uyardı. Yücel Çakmaklı ve Ahmet Bayazıt ile birlikte, Üstad’ı evinde ziyaret ettik. Türkiye’nin çalkantılı bir dönemden geçtiği, sağ ve sol çatışmasının doruk noktasına ulaştığı günlerde, sinemada neler yapılabileceği konuşuldu.

Söz dönüp dolaşıp, benim yurt dışına gitmeme geldi. Üstad, birden öfkeyle karışık bir sesle “Ben okyonus ortasında batmakta olan bir geminin sos sinyalleri vermesi gibi, çığlık çığlığa tehlike mesajları veriyorum, siz yurt dışına gidiyorsunuz” dedi. O ömrünü Anadolu insanının, tarihindeki aydınlık günlerini bugüne taşımasına adamıştı. Türkiye’nin yeniden Avrupa’nın büyük ekonomik ve kültürel gücü olduğu günleri görmek istiyordu.

Şairler ülkelerin geçmişlerini geleceklerine, geleceklerini geçmişlerine bağlayan köprülerdir. Onlar toplumların hem geçmişlerini, hem de geleceklerini bugüne taşırlar. Çünkü, onların gözünde, dünya bir gündür, o gün de bugündür. Bugünü en güzel biçimde değerlendirebilmek için, geçmişin bütün ayrıntılarıyla incelenmesi, geleceğin de ayrıntılı olarak tasarlanması gerekir. Bugünün değerlendirilmesinin yol haritası, şairlerin ölümsüz şiirlerindedir.

Anadolu insanının geçmişiyle birlikte geleceğini bugüne taşıyan şairlerden biri de, geçen yıl yitirdiğimiz Erdem Bayazıt’tır. Bayazıt’ın başkanlığını yaptığı MARAŞDER, kurucularından Kenan Seyithanoğlu’nun, yorulma bilmez gayretleriyle, hacimli bir “Erdem Bayazıt’ın “Düşünce, Sanat ve Eylem Dünyası” kitabı hazırlıyor. Kitabın editörlüğünü Dr. Hüseyin Yorulmaz yüklendi. MARAŞDER, Bayazıt’ı sevenlerden yazı, fotoğraf ve mektup bekliyor.

Anadolu insanının düşünce ve eylem dünyasına yeni boyutlar kazandıran şairler, ona bazen Yahya Kemal gibi geçmişten, bazen de Sezai Karakoç gibi gelecekten bakmışlardır. Onların izledikleri şairlerle birlikte onları izleyen şairler bugüne odaklanarak, hayatı yaşanır kılmaya çalışmışlardır. Onlar güzel düşünmenin, güzelliği aramanın ve güzel olmanın kaynağını Batı’nın seküler kültüründe değil, Doğu’nun kutsal kültüründe aramışlardır.

Sanatı güzelliği aramak olarak bilenler, geçmişle gelecek arasında olduğu gibi, görünen dünyayla görünmeyen dünya arasında da köprüdürler. İnananların dünyasında ruhlar ölümsüzdür. Geçmişin ruhlarıyla geleceğin ruhları bir arada yaşadıkları gibi, bugünü değerlendirmek için, birbirleriyle de yardımlaşırlar.

Ölümsüzlüğün sırları, geçmiş ile gelecek arasında köprü olan şiirlerde gizlidir.

Ölümsüzlüğün şiirini yakalayanlar, ölümden sonra şiirleriyle yeniden doğarlar.

Şairler ölümsüzlüğü şiirleriyle tadarlar.

Geçmiş ile geleceği bugüne taşımak
[Yeni Şafak]

Avrupa Geçmişinde ve Geleceğinde Endülüs Vardır

Posted in Nazif Gürdoğan by YazYaz on 25 Jan 2009

Atlantik’in nasıl iki yakası birbirine akraba ise, Akdeniz’in de Güney’i ile Kuzey’i birbirine akrabadır. Dünyada kutsal ve seküler kültürü ayakta tutan ne varsa, hepsi Akdeniz kaynaklıdır. Akdeniz’in Güney’i ile Kuzey’i arasında kutsalla seküler kültürün hesaplaşması, geçmişte olduğu gibi, gelecekte de devam edecektir. Ancak bu hesaplaşma, yalnızca silahla yapılan bir hesaplaşma değildir.

Avrupa tarihinin geçmişinde İslam vardı, geleceğinde de İslam olacaktır. Akdeniz’in iki yakası, birbirine hiç tanımıyormuş gibi bakarak, Yirmibirinci yüzyılda, Çin ve Hindistan karşısında ekonomik ve kültürel üstünlüklerini koruyamazlar. Bunun için, Akdeniz’in dört yanında, çatışma stratejilerinden daha çok dayanışma stratejileri geliştirilmelidir. Yardımlaşma stratejisinin en güzel örneği Endülüs’te verilmiştir.

Boğaziçi Üniversiteliler Derneği, BURA’da, “Doğu’dan Batı’ya giden Medeniyet Kervanında Endülüs’ün Yeri ve Önemi” konulu, “Düşünce Fırtınası” toplantısına katıldım. Benim “Hicaz’dan Endülüs’e” kitabımdan yola çıkarak, Mehmet Yalçıntaş, Sunüsi Mısırlıoğlu, Ali Dayıoğlu, Saliha Demirer, Ebubekir Ceylan, Murat Ellialtı, Osman Eroğlu, Salih Altundere ve elliye yakın katılımcıyla, medeniyetler savaşında Endülüs’ün yeniden okunması ve yorumlanmasını tartıştık.

Avrupa’da Kuzey Akdeniz’de İspanya, İtalya, Bosna, Arnavutluk ve Yunanistan bir yanda, İngiltere, Fransa, Hollanda, Danimarka, Almanya ve İsveç diğer yanda olmak üzere iki Avrupa vardır. Onlar Avrupa medeniyetinde iki ayrı kültürü temsil ederler. Akdeniz Avrupası ve Doğu Avrupa ülkeleri, Sicilya, Endülüs ve Osmanlı ile ortak bir geçmişe sahipler. Müslümanlar 711′den bu yana, Avrupa’dalar, iki dünya birbiriyle her alanda sürekli alışveriş içinde olmuştur.

Müslümanlar Hristiyanlar ile İslam’ın ilk yıllarından bu yana zaman zaman çatışarak, zaman zaman yardımlaşarak, birlikte yaşamışlardır. İki kültür birbiriyle hem dost, hem düşman olmuştur. İki kültür AB çatısı altında yeniden bir araya gelmezse, Avrupa ülkeleri, tanıdıkları Müslümanlarla değil, tanımadıkları Çinliler ve Hintlilerle birlikte yaşamak zorunda kalırlar. S.Huntington yanıldı, Batı İslam’a düşman olamaz. İslam olmazsa Batı olmaz.

İsveçli Ingmar Karlsson’ın “İslam ve Avrupa” kitabında vurguladığı gibi, Avrupa dünya barışında aktif bir görev almak istiyorsa, geçmişte başarıyla uygulanmış “Elhamra Modeli”ni Gırnata’dan AB’nin başkenti Brüksel’e taşımalıdır. Elhamra Avrupa’ya model olursa, Kudüs de dünyaya model olur. Endülüs’te Arapların sağladığı barışı, Kudüs’te Türkler sağlamıştır. Türkler ve Araplar olmadan, hem Avrupa, hem de dünya barışı sağlanamaz.

Avrupa Endülüs olmalı, Endülüs’ün tarihi yeniden yazılmalıdır. Avrupa’nın geleceğinde İslam vardır.

Şehirlerin sultanı Kurtuba Avrupa’nın Kudüs’üdür.

Kudüs’te savaş olursa, dünyada barış olmaz.

Avrupa geçmişinde ve geleceğinde Endülüs vardır [Yeni Şafak]

Şununla etiketlendi:, , ,

Tarihi Şiire Şiiri Tarihe Taşımak

Posted in Nazif Gürdoğan by YazYaz on 21 Jan 2009

Bütün insanlığın düşünce ve eylem birikimi tarihin havuzunda toplanır. Bu yüzden, tarih araştırma alanı ne olursa olsun, her bilimin atölyesidir. Bütün bilimler tarihin büyük havuzundan yararlanırlar. Tarihi tekrar tekrar yazmasını ve yorumlamasını bilmeyenler, gelecek kuşaklara kalacak eserler bırakamazlar. Geçmişin derinliklerinden bakmadan, geleceğin zenginlikleri görülemez.

Ünlü tarihçi Arnold Toynbee’nin 1962′de İstanbul’da “Tarih Üzerine” yaptığı iki konuşmada vurguladığı gibi, her ülkede, her kuşak ülkelerinin tarihini yeniden yazmaya çalışır. Tarihin olguları değişmez, ancak olguların yorumu, kuşaktan kuşağa değişir. Her kuşağın dünyaya bakışı, değişik boyutlarıyla hayatı algılayışı değiştiği için, tarihin yorumlanışı da değişir.

Yahya Kemal’in şiir ve düşünce dünyasında tarihin vazgeçilmez bir yeri vardır. Anadolu’nun bin yıllık tarihi, Türk toplumunun kimliğiyle birlikte kişiliğini de oluşturmuştur. Türkler’in düşünce eylem dünyaları, Anadolu’nun tarih ve coğrafyasıyla yoğrulmuştur. Tarih Anadolu insanın düşünce, coğrafya da eylem dünyasına yeni boyutlar kazandırmıştır.

Hafta sonunda Edirne’de Rumeli Gençlik Grubu’nun Mimar Sinan Vakfı’nda düzenlediği “Anadolu’nun Rüzgarıyla İstanbul’da Evini Bulan Şair: Yahya Kemal” paneline katıldım. Paneli Yeni Türk Edebiyatı’na ilişkin özgün araştırmalarıyla tanınan, TYB Edirne temsilcisi Prof. Dr. Recep Duymaz yönetti. Panele “Yahya Kemal’in Rüzgarıyla” kitabıyla, Anadolu insanının tarihini yeniden yazan Prof. Dr. Sadettin Ökten ile birlikte konuşmacı olarak katıldık.

Sezai Karakoç’un değerlendirmesiyle, nasıl Mehmet Akif “hayatı şiire, şiiri hayata” kazandırmışsa, Yahya Kemal de, “tarihi şiire, şiiri tarihe” taşımıştır. Ökten’in kitabında, şiirlerin arkaplanındaki tarihi ayrıntılı olarak ele aldığı gibi, Yahya Kemal şiir yazmamış, şiirle tarih yazmıştır. O büyük şair olduğu kadar yıkılışta yükselişi gören büyük bir tarih felsefecisidir.

“Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiiri, Türkler’in Anadolu’daki “dokuz asırlık” tarihlerini, bir büyük ressamın fırçasından çıkmış tablo gibi özetler. O tabloda Çaldıran, Mohaç, Kosova, Niğbolu, Belgrad, Budin, Tunus, Barboros ve Cezayir vardır.

Yahya Kemal Türkler’i felsefe yapan bir millet olarak değil, fetih yapan bir millet olarak görür. Ancak sözkonusu fetih, sohbetlerinde sık sık vurguladığı gibi, güçle değil, Mesnevi ile yapılan bir fetihtir.

Yahya Kemal’in düşünce dünyasında “Cihan vatandan ibarettir”. O cihanda, Üsküdar ve Eyüp ile İstanbul ayrı bir yer tutar.

Yahya Kemal aradığı kutlu evi İstanbul’da bulmuştur.

Tarihi şiire şiiri tarihe taşımak [Yeni Şafak]

Şununla etiketlendi:,

Etik Topluma Dönüşmeyen Bilgi Toplumu Çöker

Posted in Nazif Gürdoğan by YazYaz on 18 Jan 2009

Yirmibirinci yüzyılda devletlerin gücü, toprak genişliği, sermaye büyüklüğü ve bilgi zenginliğinden daha çok etik derinliğe dayanacaktır. En genel anlamıyla etik, doğruyu yanlıştan, iyiliği kötülükten, tutumluluğu savurganlıktan, uyumluluğu uyumsuzluktan ve uzlaşmayı çatışmadan ayıran ilkeler yumağıdır. Bu yüzden, etiğin tarihi insanlığın tarihiyle yaşıttır. İnsanın olduğu yerde, etik sorunlar vardır.

Etiksizlik ilkesizliktir. Etik değerlerin ayaklar altına alındığı bir ülkede, hayatı yaşanır kılan, hiçbir ilkenin geçerliliğini koruması mümkün değildir. Bunun için, hayatın her boyutunda etik ilkelerin uygulanması ve geçerliğinin korunmasından herkes sorumludur. İnançların özünde etik ilkeler, etik ilkelerin temelinde de inançlar vardır. İnançların ana değerleri ile etik ilkeler arasındaki ilişkiler her zaman tartışılmıştır.

Bir savaş yüzyılı olan yirminci yüzyıl, etik ilkelerin en çok çiğnendiği yüzyıldır. Tanrı’yı öldüren seküler kültürün elinde, etik ilkeler bir amaç olmaktan çıkarıldılar, bir araca dönüştürüldüler. Tanrı’yı öldürenler, inançları çiğnemekle kalmadılar, etik ilkeleri de yürürlükten kaldırdılar. Onların iktidarlarını sınırlayacak hiçbir güç kalmadı. Onlar iktidarlarını korumak için, bütün dünyayı savaş alanına çevirdiler.

Saraybosna’yı, Grozni’yi Beyrut’u, Bağdat’ı, Kabil’i ve Gazze’yi toplu mezarlıklara dönüştüren bilgi toplumları için, artık hiçbir şey geçen yüzyıldaki gibi olmayacaktır. Onlar, ya bilgi toplumundan etik topluma dönüşecekler ya da atalarının Kızıldeniz’de boğulmaları gibi, döktükleri kanların oluşturduğu denizlerde yok olacaklardır. Kutsal kültürün doğduğu topraklarda dökülen kanlarda, hem “seçilen”, hem de “seçilmeyen” krallar tek tek iktidarlarını yitireceklerdir.

İnanç etikten, etik kültürden, kültür inançtan bağımsız değildir. Her üç alan birbiriyle iletişim ve etkileşim içindedir. Kültürün değerleriyle etiğin ilkeleri, ölümsüz olan Tanrı’nın, insanlara iç dünyalarından seslenen sesidir. Kendilerine iç dünyalarından seslenen sesi duymayanlar, dış dünyalarındaki çığlıkları hiç duymazlar. Etiksizliğin yol açtığı çığlıkları duymak için, insanların iç dünyalarından seslenen sesi duymaları gerekir.

Etik ilkeler Tanrı’nın, insanlara iç dünyalarından seslenen sesi oldukları için, bilgi toplumu ile etik toplum arasındaki duvarları yıkacak en etkili gücü oluştururlar. Etik ilkeler hem iç, hem de dış dünyada doğru düşünmenin, doğruyu aramanın yol haritasını verirler.

Doğruyu aramayanlar, yaptıkları işi doğru yapsalar bile, bilgi toplumlarında olduğu gibi, doğru işi bulmada başarısızlığa uğrarlar.

Bilgi toplumunu etik topluma dönüştürmek için, çalışmayanlar, kendilerinin kazdıkları kuyuya kendileri düşerler.

Ağacı güzel olmayan toplumun meyvası güzel olmaz.

Etik topluma dönüşmeyen bilgi toplumu çöker [Yeni Şafak]

Şununla etiketlendi:, ,