<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>YazYaz</title>
	<atom:link href="http://yazyaz.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://yazyaz.wordpress.com</link>
	<description>Just another WordPress.com weblog</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Feb 2009 05:03:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='yazyaz.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/3c0da57891351781ea192441b6487180?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>YazYaz</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://yazyaz.wordpress.com/osd.xml" title="YazYaz" />
	<atom:link rel='hub' href='http://yazyaz.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Edebiyat Sınıfta Kaldı</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/edebiyat-sinifta-kaldi/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/edebiyat-sinifta-kaldi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 16:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Oğuz Atay]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Atılgan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=488</guid>
		<description><![CDATA[Bundan uzun zaman evvel kendi kendime bir karar aldım. Basit ama temel bir karar. Bu köşeyi olumlu, yapıcı, güzeli ve üretkenliği öne çıkaran yazılar için kullanacağım. Övgüye değer bulduğum eserleri tanıtacak, sanatın ve hayatın her dalından yaratıcı seslerin daha iyi bilinmesinde kendimce kadrimce bir katkıda bulunacağım. Velhasıl, bu köşeyi tek taraflı eleştiriler, belden aşağı vurmalar, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=488&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan uzun zaman evvel kendi kendime bir karar aldım. Basit ama temel bir karar. Bu köşeyi olumlu, yapıcı, güzeli ve üretkenliği öne çıkaran yazılar için kullanacağım.</p>
<p>Övgüye değer bulduğum eserleri tanıtacak, sanatın ve hayatın her dalından yaratıcı seslerin daha iyi bilinmesinde kendimce kadrimce bir katkıda bulunacağım. Velhasıl, bu köşeyi tek taraflı eleştiriler, belden aşağı vurmalar, tepeden bakmalar, ithamlar, suçlamalar, ağız dalaşları için zemin olarak kullanmayacak ve bunlardan mümkün mertebe, yapabildiğimce uzak duracağım.</p>
<p>İşte aldığım karar böyle ve bu köşenin müdavimi olanlar bilir ki aynen bu doğrultuda yazıyorum. Diyelim bir hafta içinde iki filme gittim. Birini hiç beğenmedim, ötekini sevdim. Oturup beğendiğim filmi analiz ediyor, pozitif olanı yazıyorum. Bu arada senelerdir basının içinde olan eski tüfek yazarlar tembihliyorlar bazen: &#8220;Ama bu iyi bir yöntem değil. Bu memlekette çok okunmak için bol kavga çıkarmak gerekir. Baksana televizyon programlarında bile herkes saç saça baş başa. Kimse kimseyi beğenmiyor. En azından ara sıra kavga çıkaran ya da ona buna takılan takan yazılar yazmazsan veya tartışmalara bulaşmazsan okunma oranın düşer.&#8221; Dinliyorum onları ama inanmıyorum söylediklerine. Ve ben sevdiğim konular hakkında yazmaya devam ediyorum. İstiyorum ki kalemimin mürekkebi aşk olsun, yaratıcılık ve ilham olsun; husumet veya haset değil. Kıskandıklarımı değil takdir ettiklerimi yazıyorum.</p>
<p>Zira biliyorum ki bu memlekette hepimizin esas takdir edilmeye ihtiyacımız var. Çocukluğumuzdan itibaren habire paylanıyor, eleştiriliyor, hizaya getiriliyor, sıradanlaştırılıyoruz. Sıradışı, yaratıcı, çığır açan ve bir kültürü ilerleten işler yapmak için teşvik ve takdir görmek o kadar önemli ki. Her yönetmen izlenmek, her yazar okunmak, her şarkıcı dinlenmek ister. Aksini söyleyenlere inanmayın. Okurunu umursamayan yazar, yazar değildir.</p>
<p>Peki bir yazarı en çok inciten şey nedir? Kayıtsızlık! Üretimde bulunan, bilhassa hayalgücünü başkalarına açan insanı en çok incitecek şey emeğine, özenine ve yüreğine karşı kayıtsız kalınmasıdır. Yusuf Atılgan&#8217;ın 1980&#8242;lerde Oğuz Atay&#8217;ı kaybettikten sonra yazdığı bir yazı var, diyor ki: Günlerden bir gün, bir paket geldi bana. Açtım içinden bir kitap çıktı: Tutunamayanlar. Kitap imzalıydı ve içinde de şöyle bir yazı vardı: &#8220;İlgileneceğinizi umarak&#8230;&#8221;</p>
<p>Yusuf Atılgan bu kitabı okur, çok da sever. Ama bunu hiçbir zaman Oğuz Atay&#8217;a söylemez. &#8220;Benim okuduğum kitap o kadar müthiş bir eserdi ki, böyle muazzam bir kitabı kaleme alan birinin daha nice eserler yazacağını düşündüm. Benim yorumuma, iltifatıma, söyleyeceğim iki çift lafa ihtiyacı olmadığını düşündüm. Dolayısıyla hiçbir zaman takdirlerimi ona iletme gereği duymadım.&#8221; Ama aradan seneler geçer, ortak bir arkadaşlarından öyle bir şey işitir ki bu hadiseyi yeniden hatırlamasına sebep olur. &#8220;Ben Yusuf Atılgan&#8217;a kitabımı gönderdim ama kendisinden tek bir kelime dahi duymadım. Tek gördüğüm kayıtsızlık oldu.&#8221; demiştir Atay. Bunu duyan Yusuf Atılgan çok pişman olur; ancak geçtir artık. Oğuz Atay vefat etmiştir. Ve Atılgan bu anıyı anlatırken der ki: &#8220;Eğer bugün hayatta olsaydı, ne yapar ne eder muhakkak onu bulur, karşısına geçer, yüz yüze ona kalemini ne kadar takdir ettiğimi söylerdim.&#8221;</p>
<p>Bizler de bugün aynı kayıtsızlığı sürdürüyoruz. Birbirimizin eserlerini okumuyoruz. Velev ki okuduk ve sevdik, bu sefer de bunu kendimize saklıyoruz. Kayıtsızlık, köklü bir alışkanlık olmuş edebiyat çevresinde. Ve aslında işin ilginç ve ironik yanı, hepimiz hem bundan şikâyet ediyoruz hem de bunun yeniden üretilmesine katkıda bulunuyoruz. Yani başka yazarların kayıtsızlıklarıyla bizzat karşılaştığımızda sitem ve şikâyet ediyoruz, ama biz başka yazarların -kendimi de işin içine dâhil ederek söylüyorum- kitaplarını, eserlerini, ne kadar okuyoruz? Okuduğumuz zaman bunu ne kadar yazıya veya söze döküyoruz? Birbirine ruhen ve zihnen destek olmak, ilham vermek konu olunca edebiyat dünyası her sene sınıfta kalıyor.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=816054">Edebiyat sınıfta kaldı </a>[Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/488/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/488/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=488&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/edebiyat-sinifta-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gizlenen Sevgili</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/gizlenen-sevgili/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/gizlenen-sevgili/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Feb 2009 16:18:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Azra]]></category>
		<category><![CDATA[gizlenen]]></category>
		<category><![CDATA[Hüsrev]]></category>
		<category><![CDATA[sevgili]]></category>
		<category><![CDATA[Vamık]]></category>
		<category><![CDATA[Şirin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=485</guid>
		<description><![CDATA[Aşkın sebepleri arasında en inanılmaz olanı belki de rüyada görüp âşık olmaktır. İnsan sevgiliyi rüyada her vakit görür ama rüyada yalnızca bir kez gördüğü birine sevgili der mi? Bunlar olsa olsa Hüsrev ile Şirin, Vamık ile Azra hikâyelerinde olur. Gönlün, hiç mevcut olmayan birine tutulması, sanki hiç gerçeği olmayan bir şeyle geçim sağlamak gibi değil [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=485&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşkın sebepleri arasında en inanılmaz olanı belki de rüyada görüp âşık olmaktır. İnsan sevgiliyi rüyada her vakit görür ama rüyada yalnızca bir kez gördüğü birine sevgili der mi?</p>
<p>Bunlar olsa olsa Hüsrev ile Şirin, Vamık ile Azra hikâyelerinde olur. Gönlün, hiç mevcut olmayan birine tutulması, sanki hiç gerçeği olmayan bir şeyle geçim sağlamak gibi değil midir? Birisi hiç görmediği ve asla göremeyeceği bir güzeli sevdiğini söylerse herhalde aklından zoru olduğunu düşünürler. Ruhu ona telkin ediyormuş, temenni ve arzuları kalbini yönlendiriyormuş, bunlara inanmazlar. Oysa bir âşık, sevgilinin ay mı, güneş mi olduğunu bilemese de, aklının bir oyunu mu, hayalinin bir çılgınlığı mı olduğunu kestiremese de, gözlerine her daim onun görüntüsü girdiği müddetçe âşık değil midir? Âşık olmak için maddî varlık şart mıdır? Allah&#8217;ın güzelliğini rüyasında görüp ona âşık olan sufiye inanıyoruz da neden bu âşıka inanmıyoruz. Eğer ona inanmayacaksak aşk surete tapmaktan gayrı ne olur ki? O halde bir kişi sevdiğini karşısında görmeden de âşık olabilir. Sevgili için kaygılanmak da, hayaliyle mest olmak da, geceleri uykusuz kalmak ve seherlerde acı çekmek de hep âşıkın sevgiliyi görmeden yaptığı şeyler değil midir? Bir duvarın arkasında şarkı söyleyen bir kadını işitmek, bazen ona tutulmak için yeterlidir. Bazıları buna temelsiz bir bina gözüyle bakabilir, ancak âşık, o binayı inşa etmekte her zaman çok mahirdir. Zihni görmediği bir varlığın tutkusuyla meşgul olan kişi, düşünceleriyle baş başa kaldığında hayalinden ona şekiller çizer, kıyafetler giydirir, renk ve koku isnat eder, tavır biçer. Sevgili, âşıkın zihninin içinde yapılıp mükemmelleştirilir, âşıkın hayali ve tasarım gücü sevgilinin güzelliğini artırır. O şarkıcıyı bir yerde görsün, yahut görmesin. Şimdi kim bu şarkıcıya âşık olan kişiyi ayıplayabilir ki? Cenneti de ancak tasvirle tanıyor değil miyiz? Onun söylediği şarkılar kulağımızı doldurup kalbimizi ona yönlendirdiğinde genelde âşık onun güzelliğini sesine göre ölçmez mi? Eğer kendisini gördüğünde aşkı artıyorsa şarkıcıda onun sesine denk bir güzellik görmüş demektir. Ama eğer şarkıcının yüzü sesinden daha güzel ise bu âşıkı, sesten yola çıkarak güzelliği keşfettiği için tebrik etmek gerekmez mi? Cennetin en güzel tasvirleri bile cennetin yanına yaklaşmaktan uzak değiller midir? O halde, kainatta görülen bütün güzelliklerin &#8220;Mutlak Güzel&#8221;den bir iz taşıdıkları için güzel olduğunu söyleyen sufiler haksız sayılabilirler mi? Kim Allah&#8217;ın güzelliğine vurulup da ona tapınıyorsa aşkı mübarek olsun!..</p>
<p>Aşk hikâyesi</p>
<p>&#8220;İstanbul&#8217;da bir zamanlar, devletlulardan olan komşusunun oğluna gönlünü kaptırmış bir kız yaşarmış. Oğlanın hiç haberi yokmuş sevildiğinden. Kederi artıyor, umutsuzluğu büyüyormuş kızcağızın. Sonunda onun sevdasından yataklara düşmüş. İffetinden gidip halini oğlana anlatamamış. Anlattığı vakit &#8220;Ya inanmazsa!&#8221; diye korkuyormuş belki de. Sonra &#8220;Ya beğenmezse!&#8221;, &#8220;Ya yüz çevirirse!&#8221; gibi ihtimaller belirmiş zihninde. Bunlar da hastalığını artırmış, nergisceğiz erimeye, solmaya başlamış. Nihayet annesi gerçeği anlamış. Ona sırdaş olmayı teklif edip işin aslını öğrenmiş. Sonra da demiş ki &#8220;-Ona halini bir şiirle anlatmalısın!&#8221; Kız bu yolu denemişse de oğlan aklından geçirmiyor, zeki ve duyarlı olmasına karşın asla kıza toz kondurmuyormuş. Sonunda aşk hadden aşıp ölümcül raddelere gelmişken kader onlara fırsat tanımış, bir gece baş başa kalmışlar. Kızın kalbi yerinden oynayacak gibi olmuş, sabrı tükenmiş, amma iffetinden bir adım dışarı çıkmamış. Gecenin sonunda ayrılmak üzere kız ayağa kalkmış, fakat kalbi o sırada kendisine hükmetmiş ve oğlanı yanağından öpmüş. Sonra tek kelime söylemeden güvercin yürüyüşüne benzeyen bir yürüyüşle, kulağındaki küpeleri çın çın sallayarak çıkıp gitmiş.</p>
<p>Delikanlı çok şaşırmış tabii. Gücü takati kesilmiş, soğukkanlılığını yitirmiş. Öfkelenmiş, utanmış, sevinmiş, eli ayağına dolaşmış&#8230; Kız daha bahçe kapısından çıkmadan aşk tuzağına yakalanıvermiş. Ertesi gün yüreğinde ateş alevlenmiş, soluk alıp vermesi ritmini bozmuş, korkuları çoğalmış&#8230; Gözüne uyku girmeden üç gece geçirmiş ve dördüncü gün sabahleyin kızı görmek için evden çıkmış. Ne çare, kız o gece aşk yolunun son yolculuğuna yürümüş. Daha sonraki zamanlarda delikanlıyı hep onun mezarı yakınlarında dolanırken görmüşler.</p>
<p>Soranlara şöyle olmuş:</p>
<p>- Ona karşı öyle bir arzum var ki, bu arzuyla Allah&#8217;a yalvarabilseydim tüm günahlarım bağışlanırdı. Bu arzuyla dua edip istesem, vahşi hayvanlar merhamete gelir, insanlara zarar vermekten vazgeçerlerdi. İsterdim ki o hayattayken yüreğimi bir bıçak ile yarıp açsınlar, onu içine yerleştirsinler, sonra da göğsümü kapatıp diksinler. Böylece hep yüreğimde kalsın diriliş gününü başka yerde değil, orda beklesin, ben yaşadıkça o da yaşasın, kabrin derin karanlığına girdiğimde de yine kalbimin içinde kalsın.</p>
<p>[BERCESTE]</p>
<p>Sînene aşk ile elifler kes</p>
<p>Bilsin ol servi sevdiğin herkes</p>
<p>Bakî</p>
<p>Ey âşık!.. Bağrına aşk ile selvi biçimli çizikler çek; ta ki o selvi boyluyu sevdiğini herkes anlasın.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=816053">Gizlenen sevgili</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/485/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/485/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=485&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/17/gizlenen-sevgili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Polisiye Romanın Uzun Hikâyesi</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/12/polisiye-romanin-uzun-hikayesi/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/12/polisiye-romanin-uzun-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Feb 2009 16:29:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beşir Ayvazoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Arsen Lupin]]></category>
		<category><![CDATA[Cingöz Recai]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Üyepazarcı]]></category>
		<category><![CDATA[hikâye]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Tahir]]></category>
		<category><![CDATA[Maurice Leblanc]]></category>
		<category><![CDATA[Peyami Safa]]></category>
		<category><![CDATA[polisiye]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Selim İleri]]></category>
		<category><![CDATA[Server Bedi]]></category>
		<category><![CDATA[uzun]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya İlhan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[Zaman&#8217;ın Cumartesi ekinde, Selim İleri&#8217;nin bir yazısından hareketle bazı yazarlara sırf para kazanmak için yazma zorunda kalıp kalmadıkları soruldu. Aslında bu soru, &#8220;Para kazanmak için tabii şartlarda imzanızı koyamayacağınız kötü metinler yazmak zorunda kaldınız mı?&#8221; şeklinde olmalıydı. Böyle bir konu gündeme getirildiği zaman, yazıdan başka geçim kaynakları olmadığı için sürekli yazmak zorunda kalmış Peyami Safa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=491&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman&#8217;ın Cumartesi ekinde, Selim İleri&#8217;nin bir yazısından hareketle bazı yazarlara sırf para kazanmak için yazma zorunda kalıp kalmadıkları soruldu. Aslında bu soru, &#8220;Para kazanmak için tabii şartlarda imzanızı koyamayacağınız kötü metinler yazmak zorunda kaldınız mı?&#8221; şeklinde olmalıydı.</p>
<p>Böyle bir konu gündeme getirildiği zaman, yazıdan başka geçim kaynakları olmadığı için sürekli yazmak zorunda kalmış Peyami Safa ve Kemal Tahir gibi yazarları hatırlamamak mümkün değildir. Bu iki büyük yazar, yazarak para kazanmanın çok zor olduğu zamanlarda -aslında bizde her zaman zordur- asıl imzalarını atamayacakları, sıradan zevklere hitap eden aşk romanları, polisiyeler vb. yazmak zorunda kalmışlardı. Ancak ikisinin de müstear isimlerle yayımlanan bu romanlarında zaman zaman asıl imzalarıyla yazdıkları kadar başarılı oldukları bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Bilindiği gibi, Server Bedi müstearını kullanan Peyami Safa, 1924 yılında Maurice Leblanc&#8217;ın Arsen Lupin&#8217;ini örnek alarak tasarladığı Cingöz Recai tipi beklenmedik bir ilgiyle karşılanınca devam et­meye karar vermiş ve 1924-1928 arasında onar kitaplık Cingöz Recai&#8217;nin Harikulâde Sergüzeştleri ve Cingöz Recai Kibar Serseri dizilerini yazmıştı. Bir ara Recai&#8217;nin maceralarına son vererek Cıva Necati, Kartal İhsan, Çekirge Zehra ve Tilki Leman gibi yeni kahramanlar da üretti; fakat bunlar tutmayınca ilk göz ağrısına dönerek Cingöz&#8217;ü ömrünün sonuna kadar maceradan maceraya koşturdu.</p>
<p>Kemal Tahir, Ziya İlhan&#8217;a yazdığı bir mektupta, alaycı bir dille, bir zaman yakın dostlarından olduğu Peyami Safa&#8217;nın zabıta romanları (polisiye) yazarak cemiyetin edebiyat (!) ihtiyacını karşıladığını söyler. Ne var ki 1950&#8242;lerde o da polisiyeye bulaşmak zorunda kalacaktır. 1953 yılında kurulan ve yayın dünyasına kapaklarında canlı renkli resimlerin bulunduğu cep kitaplarıyla fırtına gibi giren Çağlayan Yayınevi, 1954 yılında Mickey Spillane adlı Amerikalı bir polisiye roman yazarının Kanun Benim adlı romanını yayımlar. Suçluları bizzat cezalandıran çapkın ve korkusuz bir detektifin, Mike Hammer adlı maceralarının anlatıldığı roman o kadar büyük ilgi görür ki, kısa sürede yüz binin üzerinde satış yapar. Bu inanılmaz bir başarıdır. Romanı kim mi çevirmiştir? F. M. İkinci, nam-ı diğer Kemal Tahir&#8230;</p>
<p>Çağlayan Yayınevi derhal yazarın diğer romanlarını da bulup Kemal Tahir&#8217;e çevirtir: İntikam Pençesi, Kahreden Kurşun, Kanlı Takip ve Son Çığlık. Aslında başka bir kahramanın hikâyesi olan Kahreden Kurşun, Kemal Tahir tarafından ustalıkla bir Mike Hammer hikâyesine dönüştürülmüştür. Bu arada Plastik Yayınları adıyla yeni bir yayınevi kurulur ve Mickey Hammer rüzgârından yararlanmak için Spillane&#8217;nin yeni bir romanını çevirtir: Benden Kaçamazsın. Onu başka bir yayınevinin çıkardığı Ölüm Çemberi takip eder.</p>
<p>Sonunda deniz biter. Çünkü Spillane, altı Mike Hammer romanı yazdıktan sonra polisiye roman yazmayı bırakarak Yehova Şahitleri arasına karışmıştır. Hâlbuki Türkiye&#8217;de bu detektifin hikâyelerine büyük bir talep vardır. Böylece F. M. İkinci, Mike Hammer romanları yazmaya başlar. Bu romanların ilki Derini Yüzeceğim adını taşımaktadır. Bunu Ecel Saati, Kara Nâra ve Kıran Kırana adlı romanlar takip eder. Belki de Kemal Tahir&#8217;in arzusuyla, bu romanlar Spillane değil, F. M. İkinci imzasıyla yayımlanmıştır. Plastik Yayınları ise Afif Yesari&#8217;nin yazdığı sahte Mickey Hammer&#8217;leri Spillane&#8217;nin imzasıyla yayımlar. 1962 yılında yeniden polisiye roman yazmaya başlayan Amerikalı yazar, belki de hayatının sonuna kadar Türkiye&#8217;de kendi adıyla iki yüz elli civarında Mickey Hammer romanı yayımlandığını hiç öğrenememiştir.</p>
<p>Bu kadar bilgiyi nereden mi edindim? Erol Üyepazarcı&#8217;nın geçen yılın sonlarında yayımlanan Korkmayınız Mister Sherlock Holmes adlı iki ciltlik harika kitabından&#8230; &#8220;Türkiye&#8217;de Polisiye Romanın 125 Yıllık Öyküsü (1881-2006)&#8221; alt başlığını taşıyan kitap o kadar zengin ki, üç aydır elimden bırakamıyorum. Birinci bölümde, polisiye romanın ne olduğunu, niçin yazıldığını, nasıl bir ihtiyacı karşıladığı anlatan Üyepazarcı, daha sonra polisiye edebiyatının dünyada nasıl ortaya çıktığını ve nasıl geliştiğini anlatıyor. Sonraki bölümlerde Türkiye&#8217;de telif ve tercüme polisiye romanın heyecan verici macerasını polisiye roman okur gibi heyecanla takip ediyoruz.</p>
<p>Erol Üyepazarcı, 1997 yılında Türkiye&#8217;de sadece eski harflerle yayımlanmış telif ve tercüme polisiye romanları ele aldığı, aynı ismi taşıyan küçük bir kitap yayımlamıştı ve ben onun hakkında da yazmıştım. İkinci cildi beklerken, tam on bir yıl sonra, belki Avrupa dillerinde bile benzeri bulunamayacak toplam 1148 sayfalık dev bir araştırmayla karşımıza çıkan değerli yazarı bütün kalbimle tebrik ediyorum. Yüzlerce kaynak eseri ve binlerce polisiye romanı satır satır okuyarak yazdığı bu kitap, hakikaten çok büyük emeğin, o titiz bir işçiliğin ve sevginin ürünüdür. Meraklılarına hararetle tavsiye ederim.</p>
<p>Not. Korkmayınız Mister Sherlock Holmes, Oğlak Yayıncılık tarafından Maceraperest Kitaplar serisinde yayımlandı. Geniş bilgi ve haberleşme için: oglak@oglak.com</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1096">Polisiye romanın uzun hikâyesi</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/491/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/491/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=491&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/12/polisiye-romanin-uzun-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yusuf ile Zeliha</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/yusuf-ile-zeliha/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/yusuf-ile-zeliha/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 03:58:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Zeliha]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Aşkın insanlar üzerinde etkin bir gücü, keskin bir egemenliği, yadsınamaz bir hakimiyeti, çürümeyen bir nüfuzu, dayanılmaz bir baskısı vardır. En sıkı düğümlenmiş düğümleri çözen de, katılıkları eriten de, buna karşılık sağlamları sarsan ve yasak olanı serbest bırakan da odur. Aşk, göz ile kalp arasında bir maceranın tanımıdır ki evveli yalnızca bir bakıştır; gerisi vesairedir&#8230; O [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=475&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşkın insanlar üzerinde etkin bir gücü, keskin bir egemenliği, yadsınamaz bir hakimiyeti, çürümeyen bir nüfuzu, dayanılmaz bir baskısı vardır.</p>
<p>En sıkı düğümlenmiş düğümleri çözen de, katılıkları eriten de, buna karşılık sağlamları sarsan ve yasak olanı serbest bırakan da odur.</p>
<p>Aşk, göz ile kalp arasında bir maceranın tanımıdır ki evveli yalnızca bir bakıştır; gerisi vesairedir&#8230; O ilk bakıştan sonra âşık durmadan sevgiliyi seyretme, ona bakma arzusu duyar. Çünkü göz ruha açılan büyük bir penceredir. Gönlün sırlarını keşfe çalışır ve en gizli düşünceleri bile açığa vurur. Âşıkın gözü sevgiliden başkası üzerinde eğleşip durmak istemez. Mıknatıs, çekim gücünü göz ile sevgili arasındaki ilişkiden almıştır. Dilbilgisinde sıfatın isme uyduğu gibi göz de sevgiliye uyar, onda eriyip sonsuzluğa karışır.</p>
<p>Eğer sevgiliden başkasına söyleyemeyecek şeylere sahip olunmuşsa aşk kapıda demektir. Bu durumda sevgilinin sözünü can kulağıyla dinlemek, ileri sürdüğü her şeyden dolayı hayret etmek, saçma sapan hatta yalan şeyler bile konuşsa ona hak vermek, haksız olduğu zamanlarda bile onu doğrulamak, ne yaparsa, ne derse peşini sürmek hep aşkın halleridir. Hatta birbiriyle çelişkili durumlar bile bu aşk için söz konusudur. Ayrılık acısının âşıka hoş gelmesi, zamanla ondan zevk alması gibi mesela.</p>
<p>Aşk ilerleyince sevgilinin derdini çekmek mutluluk olabilir. Tabiatta herhangi bir şey haddini aşınca zıddına dönüşür. Bir arabanın tekerleri çok hızlı dönmeye başlayınca sanki tersine dönüyor gibi görülür. Yani bütün trajedilerin sonu komedi, bütün gülmelerin sonu gözyaşıdır. Sevincin de hüznün de aşırısı insanı öldürür. Kahkahalarla gülen kişinin gözünden sonunda yaş akar.</p>
<p>Yıldız sürülerinin çobanları, olsa olsa yalnızlığı seçip inzivaya çekilen ve orada öylece ağlayıp duran âşıklardır. Gecelerin bitmez tükenmez uzunluğunda yıldızları sayıp yıldız yıldız gözyaşları dökerler. Âşıkların gözkapaklarıdır ki bulutlara bu konuda ders verir. Eğer Batlamyus yaşıyor olsaydı, yıldızların akışını gözlemlemek için aşıklardan kendisine bir gözlem ekibi kurardı. Eski bir doğu şiirinde &#8220;Yılın en uzun gecesinin hangi gece olduğunu müneccimler ile takvim düzenleyenler değil, ancak gama müptela olmuş âşıklar bilir&#8221; denilmiştir. Bu doğrudur.</p>
<p>Aşk, gözyaşı ile gıdalanır, hasret ile beslenir. Yas evinde yüzlerce ağlayıcı olsa yine de en tesirlisi dert sahibinin ahıdır. Yüz dertli bir halka olup otursa, halkanın merkezi elbette en kederli, en yaslı olandır.</p>
<p>Anlatırlar ki Züleyha, Yusuf&#8217;u zindana attırdığı vakit onun ayrılığıyla yanıp yakılmaya başlamış. Hem kendisinden ayırmış, hem hasretini çeker olmuş. Bu yüzden zaman zaman zindanı ziyarete gider, sureta &#8220;Hükümlüm kaçmış olmasın!&#8221; diye kontrol eder ama içten içe de hasret giderirmiş. Eğer Yusuf&#8217;u uyurken bulursa hücresinin önünde bekler, seyreder; eğer uyanık bulursa azarlayıp gidermiş. Azarlamasının sebebi de karşılık versin de sesini duyayım diyeymiş. Lakin Yusuf hiç cevap vermezmiş. Nihayet sesini çok özleyince bir köle çağırıp, &#8220;Hemen şimdi git, zindanda Yusuf&#8217;u yere yık, adamakıllı kamçıla! Öyle vur ki ta uzaktan ah ettiğini duyayım.&#8221; emrini vermiş.. Köle emre itaate niyetlenmişse de Yusuf&#8217;un güzel yüzünü görünce kıyamamış. Hücrede bulduğu bir postu yere serip onu kamçılamaya başlamış. Kölenin her kamçısında Yusuf mahsustan feryad etmekte, çığlık atmaktaymış. Beri taraftan da Züleyha bağırıyormuş: &#8220;- Daha hızlı vur, adamakıllı vur!&#8221; Nihayet köle Yusuf&#8217;a yalvarmış:</p>
<p>- A güneş yüzlü, Züleyha gelir de sırtında kamçı izi göremezse şüphesiz beni öldürür. Hiç olmazsa bir kere omzunu aç, dişini sık, azıcık olsun kamçıya dayan!..</p>
<p>Yusuf elbisesini sıyırdığında köle öyle bir vuruşla vurmuş ki Yusuf yere kapaklanmış, can evi kavrulmuş. Sonra da Yusuf&#8217;un ah edişini duyan Zeliha&#8217;nın feryadı işitilmiş:</p>
<p>- Yeteeer!..</p>
<p><strong>Kayıp gönül</strong></p>
<p>Dünyalar güzeli Yusuf&#8217;a sordular:</p>
<p>- Ey Zeliha&#8217;nın gönlünü alıp onu perişan hale koyan. O senin yüzünden acze düştü de derdine derman olmadın; hasta bıraktın onu. Gönlünü kaptın ve geri vermedin. Geri versen ne olur; sen buna kadir değil misin?</p>
<p>- Ben onun gönlünü çelmedim. Ne onun bana gönül verdiğinden haberdarım, ne böyle bir kastım oldu. Onun gönlüyle bir işim yoktur benim.</p>
<p>O dostlar sonra Zeliha&#8217;ya sordular:</p>
<p>- Yusuf senin gönlünü nasıl çalmıştı? Dosdoğru söyle bize; gönlün sendeyse ve Yusuf&#8217;tan gönül istiyorsan bu, naz yapıyorsun demektir.</p>
<p>Zeliha yeminle söyledi:</p>
<p>- Bedenimdeki her kıldan gönlüm habersiz. Neden ve nasıl âşık oldu, âşık olunca nereye gitti, bilmiyorum.</p>
<p>Sonra o dostlar düşündüler:</p>
<p>- Gönül Yusuf&#8217;ta değil ama Zeliha&#8217;da da değil. Ne biri gönül almış, ne diğeri bir gönle sahip!.. Peki ama nasıl kayboldu bu gönül, nereye gitti? Bu bir sihir değilse nedir?</p>
<p>*</p>
<p>Peki o halde neden sormuyoruz: Kendi gönlünden haberdar olmayan kişi nasıl olur da başkasına yol bulabilir?</p>
<p><strong>[BERCESTE]</strong></p>
<p>Yüz sürer dâmânına bir gün Züleyha-yı ümîd</p>
<p>Sen heman ey Yûsuf-ı mısr-ı melahat ağır ol</p>
<p>Laedrî</p>
<p>Ey güzellik ülkesinin veya (Mısır&#8217;ın) sultanı!.. Eğer sen ağır(başlı) olursan, elbette bir gün ümit Zeliha&#8217;sı senin eteğine yüz sürecektir.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=813513">Yusuf ile Zeliha</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/475/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/475/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=475&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/yusuf-ile-zeliha/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çizgi Roman Okur musunuz?</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/cizgi-roman-okur-musunuz/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/cizgi-roman-okur-musunuz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 03:55:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[çizgi roman]]></category>
		<category><![CDATA[okumak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=473</guid>
		<description><![CDATA[Yurtiçinde ve yurtdışında edebiyat dergileri ruhen en çok beslendiğim, seyahat ederken muhakkak yanıma almak istediğim kitapları sorduklarında, edebiyatın neredeyse klasikleşmiş onca meşhur yapıtının yanı sıra bir de bir çizgi romandan bahsediyorum. Böylece Doris Lessing, Paul Auster, Iris Murdoch, Joyce Carol Oates, Kazuo Ishıguro, Jose Saramago ya da Türklerden Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Sevgi Soysal, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=473&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yurtiçinde ve yurtdışında edebiyat dergileri ruhen en çok beslendiğim, seyahat ederken muhakkak yanıma almak istediğim kitapları sorduklarında, edebiyatın neredeyse klasikleşmiş onca meşhur yapıtının yanı sıra bir de bir çizgi romandan bahsediyorum.</p>
<p>Böylece Doris Lessing, Paul Auster, Iris Murdoch, Joyce Carol Oates, Kazuo Ishıguro, Jose Saramago ya da Türklerden Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Sevgi Soysal, Oğuz Atay, İhsan Oktay Anar, Selim İleri&#8230; gibi hep severek okuduğum, yazımda ışığı olan gayet saygın isimleri sayarken arada bir de çizgi roman yapımcısını söyleyiveriyorum. Müdavimleri bilir: Neil Gaiman&#8217;ın Sandman serisi. (Şimdilerde piyasaya 1993-1996 arası eski sayıların koleksiyonu çıktı. Tam bir Sandman şöleni oldu.) Bu cevabı alan gazeteciler bazen boş boş bakıyor suratıma, bazen de hayretlerini saklamıyorlar: &#8220;Yani siz çizgi roman mı okuyorsunuz?&#8221;</p>
<p>&#8220;Çizgi roman okuru tiplemesi&#8221; tam olarak nedir, kimdir bilemiyorum ama ben o tiplemeye uymuyor olmalıyım ki epey yadırgıyor, inanmaz gözlerle bakıyorlar. &#8220;Evet,&#8221; diyorum, bir kabahat işlemişçesine, yarı mahcup. Bir seferinde bir kadın gazeteci kusurumu mazur görmek istercesine anlayışla gülümsedi: &#8220;Tabii çocuklar olunca siz de çizgi filmlere, çizgi romanlara merak saldınız herhalde!&#8221; Ama başımı salladım: &#8220;Yok öyle değil. Bendeki çizgi roman sevgisinin anne olmamla bir ilgisi yok. Hayal kurmayı seven biri olmamla ilgisi var.&#8221;</p>
<p>Çizgi roman okuyorum. Hem de nasıl. Senelerdir, büyük bir keyifle, azalmayan bir sevgiyle. Çocukluğumdan kalma bir huy belki de. Yazının çizgiyle buluştuğunu görmek, oradaki hayal gücü, sonsuzluk, sınırsızlık, akışkanlık&#8230;. Çizgi romanın dünyası sudur. Dönüşür, akar, her şeyi mümkün kılar. En asosyal çocukların çizgi romana düşkün olmaları tesadüf değildir. Bizim yapamadıklarımızı bizim için çizgi romanlar yapar. Eve kapanır, bir köşeye oturur, dış dünyanın hoyratlığından sıyrılır ve başlarsınız okumaya. Fantastik çizgi romanlar daha ilk kareden sizi alır başka bir dünyaya taşır. Ve bu dünyada süklüm püklüm dolaşanlar, hatta dışlananlar bile çizgi roman dünyasında kahraman olabilir. Yalnız çocukların ruhunun merhemidir çizgi roman. Bunu bilen bilir&#8230;</p>
<p>Doğu&#8217;nun Batı&#8217;yla, geleneklerin moderniteyle, en kadim efsanelerin en gelişmiş teknolojiyle nasıl buluşabildiğini merak ediyorsanız çizgi romandan öte mecra mı var? Kadın ve erkeğin eşitlenebildiği, kadınların da erkekler kadar aktif, yaratıcı ve başat oldukları ender alanlardan biridir çizgi roman. Orada bedenin sınırları, varoluşun sınırları değildir. Irk, cinsiyet, sınıf temelli ayrımcılıklar dışarıda kalır. Hayal gücü herkesi eşit ölçüde kucaklar. Beyin ön plandadır. Düşüncenin gücü. Bu sayede evrensel bir damar yakalar çizgi roman dünyası. Meksika&#8217;daki bir delikanlı da Sandman serisini okur, anlar. Lübnan&#8217;daki de Rusya&#8217;daki de, Çin&#8217;deki de&#8230; Zengin de anlar orta hallisi de. Kadın okur da anlar, erkek okur da. Ve size bir sır vereyim. Yaş ilerledikçe azalmaz çizgi roman düşkünlüğü. Genci de sever orta yaşlısı da yaşlısı da.</p>
<p>Neil Gaiman, Batı&#8217;da edebiyat ve sanat dünyasının çok iyi bildiği bir isim. Bizde de inanılmaz iyi sanatçılar var ama böylesi bir kabul gördüklerinden emin değilim. Popüler kültüre ilişkilendirilmiş bir tanımı var bizde çizgi romancılığın. Daha hafife alınıyor ve bir gençlik özelliği, &#8220;geçici bir mevsim&#8221; gibi algılanıyor. Başlı başına bir entelektüel dünya, apayrı bir sanat alanı olarak kabul görmüyor henüz. Ama müdavimleri bu önyargıyı umursamıyor. Onlar aralarında eski sayıları bulup değiş tokuş yaparak, koleksiyonlarının üzerine titreyerek okumaya devam ediyorlar. Okumaya ve çizgi romanın evrensel kucaklayıcılığında, önyargısız ve sınırsız kubbesi altında buluşmaya&#8230; Bir sır daha: Tekrar dünyaya gelsem, başka bir kabiliyet bahşedilmiş olsa çizgi romancı olmak isterdim.<br />
<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=813514"><br />
Çizgi roman okur musunuz?</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/473/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/473/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=473&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/10/cizgi-roman-okur-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Aylaklık Hikâyesi</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/bir-aylaklik-hikayesi/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/bir-aylaklik-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2009 15:36:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beşir Ayvazoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[aylaklık]]></category>
		<category><![CDATA[hikâye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=465</guid>
		<description><![CDATA[Tanpınar&#8217;a sorarsanız, lodos &#8220;İstanbul&#8217;un hem afeti, hem de lezzetidir&#8221;. Sait Faik de bir hikâyesinde İstanbul sonbaharını anlatırken lodoslu İstanbul denizinin baş döndürücü güzelliğinden söz eder. Güneyden veya güneybatıdan eserek kış ortasında yaşattığı yalancı yazların ardından yağmur veya kar getiren sıcak lodos, kimine mutluluk bahşederken benim gibi nanemollaları perişan eder, uykusuz bırakır. On gün kadar önceki [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=465&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tanpınar&#8217;a sorarsanız, lodos &#8220;İstanbul&#8217;un hem afeti, hem de lezzetidir&#8221;. Sait Faik de bir hikâyesinde İstanbul sonbaharını anlatırken lodoslu İstanbul denizinin baş döndürücü güzelliğinden söz eder.</p>
<p>Güneyden veya güneybatıdan eserek kış ortasında yaşattığı yalancı yazların ardından yağmur veya kar getiren sıcak lodos, kimine mutluluk bahşederken benim gibi nanemollaları perişan eder, uykusuz bırakır.</p>
<p>On gün kadar önceki lodosu hatırlarsınız; hava paltosuz çıkılacak kadar sıcak, gökyüzü pırıl pırıldı. Evde kalıp kendimi bırakırsam ya uyuklayacak yahut televizyon karşısına geçip uykulu gözlerle ipe sapa gelmez gündüz programlarını seyrederek vakit öldürecektim. İçimden ne okumak geliyordu, ne yazmak&#8230; En iyisi kalkıp karşıya geçmek, Beyazıt Devlet Kütüphanesi&#8217;ne gitmekti; yazmakta olduğum bir kitap için bazı gazete ve dergi koleksiyonlarını taramam gerekiyordu. Belki deniz havası, kısa da olsa vapur yolculuğu ve Eminönü&#8217;nden Beyazıt&#8217;a yürüyüş iyi gelirdi, açılırdım.</p>
<p>Kalktım, kendimi iyi hissedebilmek için alelacele tıraş oldum ve güzelce giyinip evden çıktım, Capitol&#8217;ün önünde bir sarı dolmuşa binerek Üsküdar&#8217;a indim. Vapur kalabalıktı; lodoslu İstanbul denizinde Sait Faik&#8217;in baş döndürücü bulduğu, Tanpınar&#8217;ın da &#8216;lezzet&#8217; kelimesiyle tarif ettiği güzelliği ben de fark edebilir miyim diye, üst kata çıkıp kıç taraftaki açık bölüme geçtim ve sancak tarafında bir yer buldum. Biraz sonra iskeleden ayrıldık; irili ufaklı martılar peşimizde çığlık çığlığa uçuyor, meraklıların attıkları simit ve tost parçalarını havada büyük bir ustalıkla kapışıp yutuveriyorlardı. Az önce garsondan aldıkları çayları zevkle yudumlayan yaşlı bir çiftin yanına oturmuştum. Karşımdaki esnaf kılıklı adam cep telefonuyla bağıra bağıra konuşarak ekonomik krizden yakınıyordu. Gözlerini, sağ koluyla sarmaladığı sevgilisinin gözlerine dikmiş mırıl mırıl bir şeyler anlatan sarışın bir delikanlı, gazetelerine gömülmüş birkaç orta yaşlı, ders notlarını gözden geçiren üniversiteliler, kucağındaki oğlan çocuğunun ağzına kaşarlı tost lokmalarını zorla tıkan başörtülü bir kadın, ortalıkta koşuşup duran küçük, sevimli kızlar, haşarı oğlanlar&#8230;</p>
<p>Üzerimden atamadığım lodos sersemliğine rağmen keyfim yerine gelmişti. Evet, yaşamak güzeldi, İstanbul&#8217;da yaşamak daha güzel. O sırada dev bir Rus tankeri yavaş yavaş Karadeniz tarafında doğru ilerliyordu; hemen yanımızdan bir motor geçti. Vapurumuz yenilenen Üsküdar İskelesi&#8217;ne yaklaşırken, Suhulet adı verilen ve seferlerine geçen yıl başlayan yeni araba vapuru da Harem İskelesi&#8217;nden ayrılmak üzereydi.</p>
<p>Aceleci yolcular vapur tam yanaşmadan iskeleye atladılar. Benim hiç acelem yoktu; Beyazıt Devlet Kütüphanesi&#8217;ne gitmek niyetiyle çıkmıştım, ama biraz aylaklık da edebilirdim. Beyazıt&#8217;a tramvayla çıkmak yerine, kitapçı vitrinlerine göz atarak Babıâli Yokuşu&#8217;nu tırmanıp Nuruosmaniye&#8217;ye yürüsem, Kapalıçarşı&#8217;dan geçsem, Sahhaflar Çarşısı&#8217;na uğrayıp eski dostları görsem&#8230; Doğrusu güzel fikirdi!</p>
<p>Aylaklık deyip de geçmeyin! Ara sıra hiçbir yere yetişme mecburiyeti olmaksızın yürümek ve yürürken düşünmek tadına doyum olmaz bir zevktir. Kanlı canlı şehri o zaman hisseder, o zaman kendinizi sokakları dolduran kalabalığın, daha doğrusu o büyük uzviyetin bir parçası olarak hisseder, o zaman seversiniz.</p>
<p>Sirkeci&#8217;den yukarı doğru içimde garip bir hüzünle yürürken bunları düşünüyordum. Bir zamanlar gazetecilerin &#8220;Bizim Yokuş&#8221; dedikleri Ankara Caddesi&#8217;nin her an tanınmış bir yazarla, önemli bir şair veya romancıyla karşılaşılabildiği altın devrinin son demlerine yetişenlerdenim. Bu yokuşun iki tarafında hâlâ kitapçılar var; hatta belki salaş binalarda birkaç ilân gazetesi hâlâ yaşama savaşı veriyordur; ama büyük gazeteler &#8216;terk edeli bu bağı&#8217; yıllar oldu. Babıâli denince artık eski gazeteciler dışında kimsenin aklına basın gelmiyor. Cağaloğlu&#8217;nda Türk basınının Babıâli devrinden kalma tek kurum var: Emekli gazetecilere hâlâ Babıâli havası yaşatan, benim de üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti. Bu cemiyete üye olarak kabul edildiğim tarihte, Babıâli&#8217;ye ilk ihanet eden gazetede, Tercüman&#8217;da çalışıyordum.</p>
<p>Çok yavaş yürüyordum, ama bir baktım Nuruosmaniye&#8217;deyim. Caminin etrafına çekilen tahta perdelerden anlaşıldığına göre, hummalı bir restorasyon faaliyeti var. Ne zaman buradan geçsem, Nuruosmaniye Camii&#8217;nin garip macerasını düşünürüm. Bu camii yaptıran I. Mahmud, tamamlandığını göremeden ölmüştür. Ondan sonra tahta geçen III. Osman, külliyeyi kendisine mal edebilmek için kardeşinin ölmeden önce yaptırdığı türbeye değil, Yenicami&#8217;deki Turhan Valide Sultan türbesine defnedilmesini irade eder ve Şeyhülislam&#8217;dan fetva alarak külliyeyi kendi adına tamamlar. Tuhaf olan şu ki, III. Mustafa da onun Nuruosmaniye&#8217;deki türbeye gömülmesine izin vermez. Türbe bu yüzden boş kalır.</p>
<p>İstanbul, insanı tarih okumaya zorlayan şehirdir; etrafınıza bilerek bakarsanız üstüste zamanları yaşıyormuş gibi tuhaf bir hisse kapılırsınız. Belki inanmayacaksınız, Nuruosmaniye kapısından girdiğim Kapalıçarşı&#8217;da Kalpakçılar Caddesi&#8217;nde yürürken bir an bir zaman tüneline girdiğimi hissettim. Yerim olsaydı uzun uzun anlatırdım. Siz en iyisi bu yazıyı okurken beni on sekizinci yüzyıl Kapalıçarşı&#8217;sının lâbirentinde kaybolmuş farz edin ve ey İstanbullular siz siz olun, yaşadığınız şehrin kıymetini bilin, lodosların yalancı yazları devam ederken çıkın şöyle, hava alın biraz. Gerçek Türkiye&#8217;nin televizyon ekranlarında ve gazetelerin birinci sayfalarında görünenden çok farklı olduğunu göreceksiniz.</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=811711">Bir aylaklık hikâyesi</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/465/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/465/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=465&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/bir-aylaklik-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İzlenimlerim</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/izlenimlerim/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/izlenimlerim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Feb 2009 15:33:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Selim]]></category>
		<category><![CDATA[Davos]]></category>
		<category><![CDATA[izlenim]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Canlı seyrederken şöyle düşünmüştüm: &#8220;Moderatör, Sayın Erdoğan&#8217;ın bir daha söz alıp cevap verirse sert konuşacağını düşündü. Elleriyle dokunması, bir idare amiri engellemesi gibi değildi. Samimiyet jestleriyle yumuşatıp sonuç almak içindi. Sırnaşık bir hal alınca Sayın Erdoğan, haklı olarak birden elektriklendi. Erdoğan&#8217;ın bir özel duyarlılık noktası var mizacında, elle kolla müdahaleye karşı&#8230; Oraya dokundu, moderatörün gayretkeşliği. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=463&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Canlı seyrederken şöyle düşünmüştüm: &#8220;Moderatör, Sayın Erdoğan&#8217;ın bir daha söz alıp cevap verirse sert konuşacağını düşündü. Elleriyle dokunması, bir idare amiri engellemesi gibi değildi.</p>
<p>Samimiyet jestleriyle yumuşatıp sonuç almak içindi. Sırnaşık bir hal alınca Sayın Erdoğan, haklı olarak birden elektriklendi. Erdoğan&#8217;ın bir özel duyarlılık noktası var mizacında, elle kolla müdahaleye karşı&#8230; Oraya dokundu, moderatörün gayretkeşliği. Öyle bir tepkiyle karşılaşacağını bilseydi, moderatör o işi yapmazdı. Öyle bir müdahale olmasaydı, Sayın Erdoğan&#8217;ın Peres&#8217;e cevabı o üslupta olmazdı. Bir sürü terslik ve aksilik bir araya geldi.&#8221;</p>
<p>Dil farklığı problemi de var tabii&#8230; Erdoğan, eliyle çekiştiren moderatöre dönüp: &#8220;Ellerinizi lütfen çekin. Haddinizi ve görevinizin sınırlarını aşmayın. Burada panelcilik oynamıyoruz. Ben başbakanım, lüzumlu ve zaruri görürsem, her ortamda ek açıklamalar yaparım.&#8221; Son tepki cümlesini şöyle kurabilirdi: &#8220;Nezahetsizliğe dönüşen bu paneli şimdi terk ediyorum. Hatta Davos&#8217;a bir daha katılmama kararı almayı da düşünüyorum.&#8221;</p>
<p>Aynı etki yine sağlanırdı.</p>
<p>Peres&#8217;e hitap ederken, yaptıklarının insanlık değerleriyle bağdaşmadığını ifade etmekle beraber, vaktiyle zulümlere uğramış bir milletin lideri olarak başkalarına zulmetmenizi anlamakta zorluk çekiyorum. Bir düşünür &#8220;en büyük zalimler dünkü mazlumlardan çıkar&#8221; diyordu, insan psikolojisinin girift bir yönüne temas etmiş. Böyle olmamalı. Esasen tarafların en büyük ihtiyacı normalleşmedir. Lütfen normalleşmeye, rasyonelleşmeye, barışa, demokratik gelişmeye katkıda bulunmak yolunu seçiniz. Dünya konjonktürü, Sayın Obama&#8217;nın gelişiyle ve insanlığa umut sunan söylemleriyle yeni bir umut bekleyişi dönemindedir. Sizi bu umudu boşa çıkarmama sorumluluğuna davet ediyorum. Kendinizi savundunuz, kendi açınızdan. Onlara cevap vermek benim için çok kolay. Ama ben istiyorum ki; bir özeleştiri olgunluğuyla, kendi hatalarınız ve yanlışlarınız üzerinde de durarak, insanlığa olan borcunuzu ödeme değişimini gerçekleştirme zamanının geldiğini düşünün ve tecrübeli bir devlet adamı olarak hükümetinizi, milletinize insanlığın beklediği değişim mesajlarını vererek dostane temennilerimizi karşılıksız bırakmayın.</p>
<p>&#8230; Böyle konuşmaya çalışırdım. Onu muallâkta bırakma ve tutunacak yer arama mahcubiyetine maruz bırakmanın ifadelerini seçmeye ve kullanmaya çalışırdım&#8230; Ve bunu aslında Sayın Erdoğan da gayet güzel yapabilirdi.</p>
<p>&#8220;Hamas&#8217;a terör örgütü diyorsunuz. Aslında El-Fetih de, Hizbullah da terör örgütü. Ama bunlar öyle olmaktan çıkmak istiyorlar. Bu çaresizlikten kurtulmak, hakça bir barışı gerçekleştirip, ülkelerinin kalkınması yolunda normal ve demokratik gelişme mihverine kavuşmak istemiyor olabilirler mi? Demokrasi bir sözle, bir adımla gelmez; bilirsiniz. &#8216;Önce bölgeyi normalleştirelim, sonra suçlama hakkını kendimizde görelim&#8217; dersem, yanlış mı söylemiş olurum? Arafat&#8217;ın da amacı ve ideali terörist olmak değildi; öyle olmadığı sonradan görüldü ve bu yüzden tepkiler de aldı. Sizi bir farklı bakışa, bir yeni düşünceye, bir yeni üsluba davet ediyorum.&#8221;</p>
<p>&#8230; Yanlış mı olurdu böyle bir hitap tarzı? Zaaf mı ifade ederdi acaba? Bana göre Peres, böyle bir kuşatıcı hitap tarzı karşısında minicik kalırdı, adeta noktalaşırdı.</p>
<p>Sayın Erdoğan, jest adamıdır. Bu tarafını çok severim. Oradaki tepkisini de sevdim ama, benim daha ileri bekleyişlerim de var; onlardan vazgeçemem.</p>
<p>Dünya onun yalın ve samimi üslubuna alıştı. Tam alışamasa bile sempatik buldu. Ama bir çekingenliği ve mesafe koyma ihtiyatlılığını telkin eden bir tutukluğun doğmasından endişe duyduğum da oluyor. Obama&#8217;nın temsilcisi, protesto için değil, ortalık serinlesin diye erteledi ziyaretini. Bence öyle. Dünya kamuoyunun en olumlu yargısı, Sayın Erdoğan&#8217;ı samimi bulmalarıdır. Dış temaslarındaki karşılaşmalarda bunu yakından seziyorum. Baykal inanmıyor, inanmaz görünmeyi tercih ediyor ama; Batı, Sayın Erdoğan&#8217;ın, Sayın Gül&#8217;ün demokratlığına inanıyor. Hallerine, nasiyelerine, gözlerine bakarak inanıyor. Eksiklikler görmesine rağmen inanıyor. Bu şans, bu imaj, hem çevre popülizminden hem tepkisellik telkinlerinden korunmalıdır.<br />
<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=811718"><br />
İzlenimlerim</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/463/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/463/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=463&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/05/izlenimlerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Obama&#8217;nın İmajı</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/04/obamanin-imaji/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/04/obamanin-imaji/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 04:04:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mustafa Kutlu]]></category>
		<category><![CDATA[Barack Obama]]></category>
		<category><![CDATA[imaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=482</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde &#8220;imaj herşeydir&#8221; derlerdi de inanmazdık. Obama&#8217;nın imajı bunu doğruladı. Kim ne derse desin ABD bu işi iyi yapıyor. Bush yönetimi ABD&#8217;nin saygınlığını yerle bir etmişti. Afganistan&#8217;da, Irak&#8217;da, Filistin&#8217;de ve daha dünyanın başka yerlerinde ABD&#8217;nin giriştiği mânasız ve zalim saldırılar hiç bir sonuca ulaşamadığı gibi, Vietnam&#8217;dan sonra ABD&#8217;yi ikinci kez madara etmişti. ABD bu işlere [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=482&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde &#8220;imaj herşeydir&#8221; derlerdi de inanmazdık. Obama&#8217;nın imajı bunu doğruladı. Kim ne derse desin ABD bu işi iyi yapıyor.</p>
<p>Bush yönetimi ABD&#8217;nin saygınlığını yerle bir etmişti. Afganistan&#8217;da, Irak&#8217;da, Filistin&#8217;de ve daha dünyanın başka yerlerinde ABD&#8217;nin giriştiği mânasız ve zalim saldırılar hiç bir sonuca ulaşamadığı gibi, Vietnam&#8217;dan sonra ABD&#8217;yi ikinci kez madara etmişti.</p>
<p>ABD bu işlere giriştiğinde bırakın kendisini BM gibi pek çok gûya saygın kurumu da beraberinde sürükleyerek dünyanın bu kurumlara olan inancını büyük ölçüde sarsmıştı.</p>
<p>Bu sarsak ve beceriksiz tutum Bush&#8217;un kişiliğinde tüm ABD&#8217;ni açıkça felakete sürüklüyordu. Dünyada ABD karşıtlığı hızla yayılıyor, ABD &#8220;Hür Dünyanın Lideri&#8221; konumundan, &#8220;Özgürlük ülkesi&#8221; imajından uzaklaşıyordu. Kısacası yıllar yılı süren &#8220;Amerikan rüyası&#8221; hazin bir törenle gömülmek üzere idi.</p>
<p>Bütün bunların üzerine bir de &#8220;küresel mali kriz&#8221; geldi ve zaten bozuk olan ABD ekonomisini batırdı. Yöneticiler telaşla bu felaketi atlatmak için tedbir üzerine tedbir almaya, dar günler için saklanan paraları ortaya çıkarmaya, batmakta olan dünyanın en büyük ABD şirketlerini kurtarmaya çabaladı.</p>
<p>Lakin hiç bir şey kâr etmedi, durum düzelmedi. Hâlâ da düzeleceği yok.</p>
<p>Bu süreç devam ederken bir yandan da seçimler yaklaşıyordu.</p>
<p>Şimdi şunu teslim edelim. ABD de memleketin gidişatını gözleyen, bundan sorumlu olan âkil insanlar ve kurumlar var. Bunlar gelecek tahminlerini çok önceden yapıyor ve buna göre tedbir almaya çalışıyorlar.</p>
<p>Kimbilir Afrika kökenli, müslüman bir aileden gelen zenci Hüseyin Barack Obama&#8217;yı ne zaman keşfettiler.</p>
<p>Keşif bir yana böyle birinin ABD başkanı olması kararının nasıl aldılar. İşte ABD&#8217;nin girişimci, radikal, cesur ve becerikli tarafı bu.</p>
<p>Bu seçim ABD tarihinin en radikal adımıdır. Ve şurasını unutmayın ki ABD ile beraber dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük mali kriz öncesi atılmıştır. Radikal olmak kolay değil.</p>
<p>The New York Times&#8217;de (21 Ocak 2009) Thomas L. Friedman şöyle yazıyor: &#8220;Bir günlüğüne, bir saatliğine bile olsa ülkece gururlanalım. Kuruluşumuzdan yaklaşık 233, İç Savaş&#8217;ın bitişinden 144 yıl ve Martin Luther King&#8217;in &#8220;Bir Düşüm Var&#8221; konuşmasını yapmasından 46 yıl sonra Amerikalılar denen bu karman-çorman göçmenler topluluğu nihayet siyah birini, Barach Hüseyin Obama&#8217;yı başkan seçti&#8230;&#8230;artık yeni bir tarih yazmaya ihtiyacımız var; Amerika&#8217;yı yeniden canlandıracak, güçlendirecek bir tarih&#8230; Umarım Obama gerçekten gizli bir Radikal&#8217;dir. Söz konusu olan radikal sol ya da sağ değil, sadece radikallik. Çünkü radikal bir dönemden geçiyoruz.&#8221;</p>
<p>Kezban Arca Batıbeki ise şunları yazdı: &#8220;Bu yıl Obama kendisi orada olmasa da portreleri ile her yerde karşımıza çıktı durdu. Tüm dünyayı etkisi altına alan Obama Mania&#8217;nın güncel sanat alanında üstelik &#8216;sanat&#8217;ın bizzat kendisi olarak ortaya çıkması, bence bu yıl Art-Basel-Miami Beach&#8217;in sürpriziydi. Çok sayıda sanatçının satış kaygısıyla yaptıkları gayet açık olan portreleriyle Obama daha başkanlık koltuğuna oturmadan bile, Marilyn Monroe örneğinden olduğu gibi gelecekte yüzü en çok kullanılacak (Bir nevi Che. M.K.) kült bir figüre dönüşmüştü. Öyle ki bitişik fuarlar Scope ve Art Asia&#8217;nın girişindeki dev duvar resminde Obama, bu kez Superman kostümüyle görünüyordu. Fuar gazetesinde de bu durum haber olarak yer aldı. Başlık parantez içi dahil şöyleydi: &#8220;Onu satabilir miyiz?&#8230;&#8221; (Radikal eki 24 Ocak 2009)</p>
<p>Obama gerçekten karizmatik bir adam. Bir politikacıdan ziyade filim yıldızına benziyor. Etkili bir duruşu, yürüyüşü, konuşması var.</p>
<p>Onun öncelikle ABD halkını biraraya getirmesi, ona yeniden bir ruh aşılaması için gereken her şey yapıldı. Plajda çekilen fotoğrafı gayet sağlıklı ve sportmen görünüyordu. İşte bu günümüzde &#8220;çekici&#8221; bir şey.</p>
<p>İki milyona yakın insan geldi başkanlık kutlamalarına. Ve ortada sakil bir sahne yoktu. Coşku son raddeye varınca Obama ve eşi onları Beyaz Saray&#8217;a götüren arabadan indiler. (Bu elbette risk taşıyan bir davranış ama imaj bazan böyle şeylerle tamamlanır). Bir film festivalinde kırmızı halı üzerinde yürür gibi iki yanda biriken halkı selamlayarak 400 metre yürüdüler.</p>
<p>Nereye gidiyorlardı?</p>
<p>Artık ABD ve dünya şuna inanıyor. Obama ile işler daha iyi olacak, &#8220;Her şey çok güzel olacak&#8221;. Bu güzel, sportmen, akıllı, eğitimli, cesur adam ABD&#8217;yi düştüğü yerden kaldıracak.</p>
<p>Friedman yazısını şöyle bitiriyor: &#8220;Ülkemiz ve gezegenimiz için tamamen yeni yöntemlerle çalışacak şekilde yeniden işe koyumamız gerekiyor. Bu iş için geç kalmışken ortadaki proje bundan daha zor, riskler bundan daha yüksek ve ödül bundan daha büyük olamaz&#8221;.</p>
<p>Belki ABD de pek bir şey değişmeyecek ama bu &#8220;imaj&#8221;ın vücut bulmasından alacağımız çok ders var.</p>
<p><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=15148&amp;y=MustafaKutlu">Obama&#8217;nın imajı </a>[Yeni Şafak]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/482/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/482/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=482&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/04/obamanin-imaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Nasıl Yazar Olunur?</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/nasil-yazar-olunur/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/nasil-yazar-olunur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2009 04:01:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[nasıl]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=479</guid>
		<description><![CDATA[Gizli edebiyatçılar ülkesidir Türkiye. Ortaya çıkmamış, henüz üretmemiş ama üretme hayalinden hiç vazgeçmemiş &#8220;potansiyel yazarlar ülkesi&#8221;. Kitap okuma alışkanlığının görece sınırlı olduğu birçok ülkede, buna paralel olarak toplumda &#8220;şair ya da romancı veya aydın olma arzusu&#8221; da düşük kalır. Başka meslekler ve uğraşlar revaçtadır. Bu da anlaşılır bir kalıptır. Halbuki bizde durum böyle değildir. Türkiye&#8217;de [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=479&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gizli edebiyatçılar ülkesidir Türkiye. Ortaya çıkmamış, henüz üretmemiş ama üretme hayalinden hiç vazgeçmemiş &#8220;potansiyel yazarlar ülkesi&#8221;. Kitap okuma alışkanlığının görece sınırlı olduğu birçok ülkede, buna paralel olarak toplumda &#8220;şair ya da romancı veya aydın olma arzusu&#8221; da düşük kalır.</p>
<p>Başka meslekler ve uğraşlar revaçtadır. Bu da anlaşılır bir kalıptır. Halbuki bizde durum böyle değildir. Türkiye&#8217;de kitap okuma alışkanlığı, kitap yazma arzusunun fersah fersah gerisinde kalır. Uzun lafın kısası, bizde henüz &#8220;okur&#8221; olmadan, kısa yoldan &#8220;yazar&#8221; olmak istenilir. Pek çoğumuz, edebiyat şehrinin kestirme yollarının peşindedir.</p>
<p>Eskiden herkesin gönlünde bir şair yatardı. Diyebiliriz ki; 2000&#8242;lere kadar bu böyle devam etti. Ama şimdilerde pek çoklarının gönlünde yazarlık yatıyor. Herkesin illâ ki yazmak istediği bir kitap var. Günün birinde, işler biraz rayına oturunca, bir kenara üç beş kuruş para koyup çalışmak zorunda kalınmadığında oturup yazılacak bir kitap&#8230; Hayali bile güzel kitap! Kimisi hayat hikâyesini yazmak istiyor, kimi bir tanıdığının başından geçenleri. Kimi geçmişin intikamını kitapla almak istiyor, kimi sadece kalıcı bir eser bırakmak. Kimi bir kurgu peşinde, öyle bir kurgu ki sürekli yeniden yazılıyor zihinde. Ayrıntılar ekleniyor, ayrıntılar çıkarılıyor. Ama kitap hayali hep sabit kalıyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda sık sık &#8220;Nasıl kitap yazarım? Yazdığım kitabı nasıl yayınlatırım? Roman yazmak için önce ne yapmalıyım? Size yollasam okur musunuz?&#8221; konulu mesajlar alıyor ya da sorulara muhatap kalıyorum. Doğrusu, beni zorlayan sorular bunlar. Çünkü her insanın hayatı ve kişiliği, mayası ve kimyası nasıl farklıysa, yazı serüveni de farklıdır. Herkese uyan evrensel bir reçete yok. Kimi kırkından sonra yazmaya başlar, kimi en güzel eserlerini gençliğinde verir. Kimi bir kitabı beş senede tamamlar, kimi beş ayda. Hiçbir yol, bir diğerine üstün değildir. Aslolan, ortaya çıkan eserin derinliği ve kalitesidir.</p>
<p>Ama işte gene de dinmiyor sorular. Her yaştan, mizaçtan ve meslekten insan benzer şeyler danışıyor. Sanki bildiğim ve kendime sakladığım bir formül var. Coca-Cola&#8217;nın açıklanmayan terkibi ya da simyacıların kadim bilgileri gibi saklı, özel bir formül&#8230; O formülü uygulayınca pat diye çıkıveriyor kitap. Baktım &#8220;herkesin yolu kendine&#8221; demekle bu işin içinden çıkamayacağım, ben de bu makalede kitap yazmanın formülünü açıklayacağım.</p>
<p>Aslında bir değil iki formül var. Zira iki temel itkiden beslenir kitap. Birbirine taban tabana zıt ama ikisi de son derece güçlü ve devingen iki süreç eşlik eder edebiyatçıya.</p>
<p>Formül bir: Hınç/Hırs çarpı Emek artı Disiplin bölü Yalnızlık. Kitap yazmanın ve &#8220;meşhur&#8221; yazar olmanın ilk formülü kişisel hınç ve hırsla ilgilidir. Kimi yazarlar kızgınlıktan, kırgınlıktan, hakkının yenildiği ya da kıymetinin yeterince bilinmediği saplantısından, bir konuda kimsenin kendileri kadar uzman olmadığı inancından yahut birilerine bir şeyler anlatma arzusundan, bazen de kavgadan, kavgacılıktan beslenir. Hınç, hırs ve öfke&#8230; üçü de kudretli çarklardır. İnsanı hayli üretken kılabilirler. Her halükârda tek başlarına yetersiz kalırlar. Muhakkak emek ve disiplin gereklidir, bir de tabii yalnız kalmak. Yalnızlık olmadan yazarlık olmaz.</p>
<p>Formül iki: Aşk/Tutku çarpı Emek artı Delilik bölü Yalnızlık. Yazar olmanın ikinci formülüdür. Burada temel etmen aşk ve tutkudur. Ve aşk demek irrasyonellik demektir. Akıl, mantıkla açıklanamayan bir öte boyut. İnsan niye âşık olduğunu bilebilir mi? Tek bildiği âşık olup olmadığıdır. Niyesi değil. Bu formüle uyan kişi severek ve tutkuyla yazar. Yaptığı işi o kadar çok benimser ki yazmadan yaşamayı, hatta nefes almayı bile düşünemez. Burada disiplinin yerini delilik almıştır. Kişi yazmaya koyuldu mu durmadan, duramadan, gece gündüz yazar. İçinden cin çıkartırcasına. Gene de muhakkak artı bir emek harcamak durumundadır. Saatler, günler, aylar ve senelerce gıdım gıdım biriken emek. Ve tabii bir de yazarlığın olmazsa olmazı: yalnızlık.</p>
<p>İki formülden hangisinin uyacağı tamamen kişiye, kişinin ruhunun rengine kalmıştır.<br />
<a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=811056"><br />
Nasıl yazar olunur?</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/479/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/479/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=479&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/nasil-yazar-olunur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Mecnun&#8217;un Leyla&#8217;sı</title>
		<link>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/mecnunun-leylasi/</link>
		<comments>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/mecnunun-leylasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2009 03:59:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YazYaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İskender Pala]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla]]></category>
		<category><![CDATA[Mecnun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://yazyaz.wordpress.com/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[Günlerden birinde Mecnun&#8217;a rastlayan bir gönül ehli, onun halini bilen bir yolcu, bütün içtenliğiyle sordu:- Leyla hakkında ne biliyorsun? Bana Leyla&#8217;dan haber ver!Mecnun, o anda baş aşağı yıkıldı, yola serilip kaldı. Sonra inler gibi mırıldandı: - Bir kere daha Leyla de! Eğer Leyla&#8217;yı bilmek istiyorsan bir kere daha Leyla de. Yoksa benden bir şeyler sorup [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=477&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günlerden birinde Mecnun&#8217;a rastlayan bir gönül ehli, onun halini bilen bir yolcu, bütün içtenliğiyle sordu:- Leyla hakkında ne biliyorsun? Bana Leyla&#8217;dan haber ver!Mecnun, o anda baş aşağı yıkıldı, yola serilip kaldı. Sonra inler gibi mırıldandı:</p>
<p>- Bir kere daha Leyla de! Eğer Leyla&#8217;yı bilmek istiyorsan bir kere daha Leyla de. Yoksa benden bir şeyler sorup durman beyhude. Madem Leyla diyorsun, soruna cevap olarak Leyla adı kafi değil mi? Ne kadar mânâ incisi delinse, yine de Leyla adı kadar değerli değildir. Leyla&#8217;nın adını andın mı, cihan içinde cihanlarca sır söyledin demektir. Leyla adı hatırımda dururken başka bir adı bir an bile ansam küfürdür bu.</p>
<p>Bunu duyan o gönül ehli, daha sonraki zamanlarda şu şiiri okuyup durdu:</p>
<p>Mecnun ki &#8220;La ilahe illa!&#8221; der idi</p>
<p>Teklif-i visal eyleseler la der idi</p>
<p>Şol mertebe meftun idi Leyla&#8217;sına kim</p>
<p>Mevla diyecek mahalde Leyla der idi</p>
<p>Leyla&#8217;nın Mecnun&#8217;u</p>
<p>Mecnun bir fırsatını buldu, Leyla ile baş başa kaldı. Leyla da ondan bir dilekte bulundu:</p>
<p>- Ey âşık! Neyin varsa getir!..</p>
<p>- A ay yüzlü!.. Senin aşkınla ne suyum kaldı, ne kuyum. Ne ciğerimde azıcık kan, ne geceleri gözümde uyku. Aşkın aklımı yağmaladıktan sonra her şeyim birer birer gitti. Şimdi sahip olduğum tek şey yaralı bir kuş olan canım. Senden bir emir bekliyorum. Ver dersen hemencecik vereyim.</p>
<p>Leyla güldü bu sohbete. Sonra sitem etti:</p>
<p>- A yiğit!.. Ben senden bunu ne vakit istersem alırım, başka neyin var?!..</p>
<p>Bu söz üzerine Mecnun, partal giysilerinin eprimiş yakasından çıkardığı bir iğneyi Leyla&#8217;ya sundu:</p>
<p>- Vallahi, varlık âleminde malik olduğum tek şey işte bu. Bundan başka hiçbir nesneye sahip değilim. Bunu taşımamın sebebi ise yine sensin a gönlümü alan!.. Çölde, ovada, dağda, kırda senin hayalini izlerken çok düşüyorum; dikenler ayağıma batıyor. İşte bu iğne onları ayağımdan çıkarmak için.</p>
<p>Mecnun, Leyla&#8217;nın kendisine acımasını beklerken Leyla sitem etti:</p>
<p>- İşte ben tam da onu arıyordum. Aşkta gerçek isen bu iğne sana nasıl layık oluyor, a perişan âşık!.. Bencileyin bir güzelin peşindeyken ayağına diken batsa o dikeni çıkarmak doğru olur mu? Eğer o dikeni çıkarırsan, seninkine vefa derler mi?!.. Sevgili yolunda ayağına diken batan âşık, onu elbisesine takılmış bir gül görmeli değil midir? Gül fidanı, bir gül elde etmek için bir yıl dikenlere sabrediyor da sen gül fidanından da aşağı mısın yoksa? Leyla&#8217;nın aşkıyla ayağına batan diken, onun başkalarına armağan edeceği yüzlerce gül demetinden daha değerli değil midir?</p>
<p>Leyla&#8217;nın ölümü</p>
<p>Yolunu şaşırmış Mecnun ordan oraya koşturup giderken biri ona, &#8220;Leyla öldü!&#8221; deyiverdi. Mecnun, bu kara haber üzerine derhal durdu ve ellerini açıp şükretti:</p>
<p>- Hamd olsun Allah&#8217;ıma!..</p>
<p>Bu sefer adam çok öfkelenip bağırdı:</p>
<p>- A aklı ve hayatı darmadağın olmuş zavallı! Hem onun için yanar, hem de neden böyle söyler, ölümüne sevinirsin?</p>
<p>- Ben, iyiliğini isteyip dururken o ay yüzlüden bir fayda elde edemedim. Bari kötülüğünü isteyen de bir şey elde edemesin!..</p>
<p>Mecnun&#8217;un vuslatı</p>
<p>Günlerden birinde Mecnun&#8217;u bir duvarın üstüne oturmuş, ayaklarını sallandırmış otururken buldular. Kerpiçten duvarın üstünde gayet neşeli ve bahtiyardı. Kendince konuşuyor, işaretleşiyor, gülüyordu. Gelen geçen bu hale bakıp gülmedeydi. Nihayet bir gönül eri oradan geçti. Bakınca Mecnun&#8217;un yanında Leyla&#8217;nın da oturmakta olduğunu gördü. Başkasına gizli olan ona açılmıştı. Şükretti:</p>
<p>- Bir ömürdür koşup durdum&#8230; Çok da yoruldum&#8230; Ama sonunda bir araya geldiklerini gördüm!.. Çok şükür Allah&#8217;ım; sevenleri buluşturdun!..</p>
<p>Akıllı deli</p>
<p>Anlatırlar ki, kendince kavminin önde gelenlerinden, dindarlığı herkes tarafından bilinip itibar gören biri kırlara gezmeye çıkmış, Allah&#8217;ın yarattıklarını ibret nazarıyla seyre koyulmuştu. Sonra kalktı, iki rekat şükür namazı kılmak üzere tekbir aldı. Olacak bu ya, o sırada Mecnun da kırlarda dolaşıyordu ve tesadüfen bu adamın önüne doğru geçip bilmeden orada oyalanmaya başladı&#8230; Adam selam verdikten sonra Mecnun&#8217;a seslendi:</p>
<p>- Bre çekil önümden, burada namaz kılıyorum.</p>
<p>O vakit Mecnun hayretler içinde şöyle sordu:</p>
<p>- A efendi! Sen bu namazı niçin kılarsın?</p>
<p>Adam şaşırmıştı. Delinin aklına hayret etti ve işin sonunu getirmek istedi:</p>
<p>- Neden sordun ki?</p>
<p>- Allah aşkıyla ve onun için kılıyor musun diye?</p>
<p>- Evet, Allah aşkıyla ve O&#8217;nun rızası için kılıyorum!..</p>
<p>- Mecnun önce güldü, sonra dudağını büzüp kederlendi:</p>
<p>- Kendini yokla beyim, içini yokla&#8230; Ben Leyla&#8217;nın aşkına düştüm düşeli şunca yıldır ondan başkasını görmüyorum da sen Allah aşkıyla namaz kılarken beni nasıl görüyorsun?</p>
<p><strong>BERCESTE</strong></p>
<p>Halâs olmak için ez-cân u</p>
<p>dil aşkından ol yârin</p>
<p>Dua etsem de dergâhında</p>
<p>ya Rab müstecab etme</p>
<p>Halîm</p>
<p>O sevgilinin aşkından kurtulmak için can u yürekten de dua edecek olsam, onu dergâh-ı izzetinde kabul etme Allah&#8217;ım!..</p>
<p><a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=811055">Mecnun&#8217;un Leyla&#8217;sı</a> [Zaman]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/yazyaz.wordpress.com/477/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/yazyaz.wordpress.com/477/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=yazyaz.wordpress.com&amp;blog=6177175&amp;post=477&amp;subd=yazyaz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://yazyaz.wordpress.com/2009/02/03/mecnunun-leylasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/85910277f9695bc16e8b534bda09c3ef?s=96&#38;d=identicon" medium="image">
			<media:title type="html">YazYaz</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
